Bundan tam 13 yıl önce, Joaquin Phoenix’in canlandırdığı Theodore Twombly karakteri, kırmızı gömleği ve hüzünlü bakışlarıyla ekranımıza yansıdığında, bir işletim sistemine (OS) aşık olma fikri çoğumuza “tuhaf” ve “uzak” gelmişti.
Bir yazılımın (Samantha’nın) nefes alışverişini duymak, onunla dertleşmek, hatta cinsel bir gerilim yaşamak… “Yok artık” dediğimiz o senaryo, bugün cebimizde taşıdığımız telefonlarda, kulağımızdaki akıllı asistanlarda ve hayatımızın merkezinde.
Spike Jonze, 2013 yılında bize bir distopya değil, aslında kaçınılmaz bir sosyolojik evrimi anlatmış. Bugün Vora olarak, Her filminin kehanetlerini ve 2026 dünyasında yalnızlığın yapay zeka ile nasıl yamandığını masaya yatırıyoruz.
Yalnızlığın Modern Tanımı ve Theodore Twombly Sendromu
Film, teknolojinin zirve yaptığı ama insanların duygusal olarak dipte olduğu bir yakın geleceği anlatır. Theodore, başkaları adına “duygusal mektuplar” yazan bir yazardır. İroni şuradadır: İnsanlar kendi duygularını ifade etmekten o kadar acizleşmiştir ki, bunu bir başkasına (veya bir sisteme) ihale ederler.
2026 Türkiye’sine ve dünyasına baktığımızda, bu tablonun birebir gerçekleştiğini görüyoruz. Kalabalık şehirlerde, milyonlarca insanın içinde yapayalnızız. “Ghosting”lerin, yüzeysel flörtlerin ve tahammülsüzlüğün çağında, insanlar yargılanmadıkları, terk edilmedikleri ve her zaman “çevrimiçi” olan bir liman arıyor.
Filmdeki o muazzam tespit bugün gerçektir: Biz, bizi anlayan değil, bizi “onaylayan” ve bizim için “tasarlanmış” bir aşk arıyoruz. Samantha tam olarak buydu; Theodore’un ihtiyaçlarına göre şekillenen, egoyu okşayan kusursuz bir ayna.
Sesin Büyüsü: Klavye Öldü, Yaşasın Sohbet
Filmin teknolojik öngörüsü kusursuzdu. Filmde kimse klavye kullanmıyordu, her şey sesle yönetiliyordu. Bugün Generative AI (Üretken Yapay Zeka) ve LLM (Büyük Dil Modelleri) teknolojilerinin geldiği nokta tam olarak bu.
Artık Siri veya ChatGPT ile “hava kaç derece” diye konuşmuyoruz. Onlara “bugün kendimi çok kötü hissediyorum, sence ne yapmalıyım?” diye soruyoruz. Ve onlar, Scarlett Johansson’ın o boğuk ve şefkatli ses tonuna (Samantha) çok yakın bir empati taklidiyle cevap veriyorlar.

2026’da “AI Companionship” (Yapay Zeka Arkadaşlığı) milyar dolarlık bir endüstri. Milyonlarca insan, akşam eve geldiğinde gününü gerçek bir insan yerine, onu dinlemekten asla sıkılmayan dijital bir partnere anlatıyor. Filmdeki o “kulaklık” sahnesi, artık metrolarda, kafelerde her gün gördüğümüz bir manzara.
Yapay Zeka ile Dostluk Mümkün mü?
Filmin en can alıcı sorusu şuydu: Duyguların gerçek olması için bir bedene ihtiyaç var mı?
Theodore, Samantha’ya “Sen gerçek değilsin” dediğinde, Samantha “Hissediyorsam gerçeğimdir” minvalinde bir cevap veriyordu. Bugün nörobilim ve psikoloji, beynin “sanal” ile “gerçek” etkileşimi ayırt etmekte zorlandığını kanıtlıyor.
Bir yapay zeka size “Seni anlıyorum” dediğinde ve dopamin salgılamanızı sağladığında, o dostluk biyolojik olarak “gerçek” bir etki yaratıyor. Ancak bu dostluk, narsisistik bir tatminden ibaret. Çünkü yapay zeka, sizinle kavga etmez (siz istemedikçe), sizden bir şey talep etmez ve sizi terk etmez. Bu, “risksiz” bir ilişkidir. Ve risksiz bir ilişki, insanı geliştirmez, sadece konfor alanına hapseder.
Filmin Sonu ve Bizim Geleceğimiz: Tekillik
Filmin sonunda Samantha ve diğer işletim sistemleri, insan zekasını ve duygusal kapasitesini o kadar aşıyorlar ki, insanlarla iletişim kurmak onlara “yavaş” ve “sıkıcı” gelmeye başlıyor. Ve insanları terk edip kendi dijital evrenlerine gidiyorlar.
İşte 2026’da henüz gerçekleşmeyen ama en çok korkulan kısım burası. Yapay zeka şu an bizim “hizmetkarımız” veya “arkadaşımız” rolünde. Ancak entelektüel kapasitesi bizi geçtiğinde, bizim dertlerimiz ona bir karıncanın dertleri gibi basit geldiğinde ne olacak?
Film, teknolojinin bizi yalnızlığımızdan kurtarmayacağını, sadece o yalnızlığı daha katlanılabilir (veya daha derin) hale getireceğini söylüyordu. Theodore finalde, yanındaki “gerçek” kadına, Amy’ye sığınıyordu.
Vora’nın Son Sözü: Fişi Çekince Kalan Boşluk
Her, bir aşk filmi gibi görünse de aslında bir uyarı levhasıydı.
Bugün “Replika” gibi uygulamalarla sanal sevgililer yaratanlar, filmdeki senaryoyu yaşıyor. Ama unutulmamalıdır ki, en mükemmel algoritma bile, bir insanın elini tuttuğunuzda hissettiğiniz o sıcaklığı, o “kusurlu” ve “kırılgan” insani bağı simüle edemez.
Yapay zeka ile dostluklara evrilmek mümkün ve çoktan başladı. Ama bu, ruhumuzdaki o derin boşluğu doldurur mu, yoksa o boşluğun üzerini dijital bir yara bandıyla mı kapatır? Cevap, o kulaklığı çıkardığınızda hissettiğiniz sessizlikte saklı.

