İstanbul‘da bir kaldırımdan yürürken, yanınızdan mavi-yeşil bir “martı”nın süzülüp geçmemesi artık imkansız. O “martı”lar, sadece bir “scooter” değil; onlar, Türkiye‘deki şehir içi ulaşım kültürünü geri dönülmez bir şekilde değiştiren bir devrimin ve o devrimin arkasındaki “inatçı” mimarın sembolü: Oğuz Alper Öktem.
Öktem‘in portresi, klasik bir “garajda başladı” startup hikayesi değil. Bu, “dünyanın en iyi okullarından” aldığı eğitimi, Türkiye‘nin en “karmaşık” ve en “tehlikeli” sorunlarından birini çözmek için “silah” olarak kullanan bir entelektüelin “stratejik savaş” hikayesidir.
O, sadece bir “app” (uygulama) kurmadı; o, 50 yıllık bir “düzeni” sarstı.
1. Perde: Zırh (LSE ve Chicago Ekolü)
Oğuz Alper Öktem‘in kim olduğunu anlamak için, O’nun “nereden geldiğine” bakmak gerekir. O’nun zihni, dünyanın en elit iki “ekonomi” kalesinde dövüldü:
- London School of Economics (LSE): Siyasal Ekonomi üzerine Yüksek Lisans. Sadece “para”yı değil, “paranın yönettiği sistemleri” ve “regülasyonu” öğrendi.
- University of Chicago (Booth School of Business): Dünyanın en “rekabetçi” ve “rasyonel” MBA programlarından birini tamamladı.
Bu eğitim, O’na paha biçilmez bir yetenek verdi: Bir soruna “duygusal” değil, “sistemik” bakabilme.
Öktem, bu zırhıyla Londra‘da, Deutsche Bank gibi devlerde “parlak bir finansçı” olarak konforlu bir hayat sürebilirdi. Ancak O, “konforu” değil, “kaosu” seçti. LSE ve Chicago‘da öğrendiği her şeyi, Türkiye‘nin en kaotik sorununu çözmek için bir “hipotez” olarak kullanmaya karar verdi.
2. Perde: Fikir (Gözlem ve Fırsat)
2017-2018. Öktem, ABD ve Avrupa‘da yayılan o yeni “çılgınlığı” (craze) gördü: Bird ve Lime gibi “paylaşımlı elektrikli scooter”lar, şehirleri ele geçiriyordu.
Türkiye‘ye baktığında ise bir “sorun” değil, bir “mükemmel fırtına” gördü:
- Trafik: İstanbul, dünyanın en “kilitli” şehirlerinden biriydi.
- Nüfus: İnanılmaz “genç”, “mobil” ve “teknolojiye aç” bir nüfus vardı.
- Boşluk: “Son kilometre” (Last-mile) ulaşımı için “hiçbir” çözüm yoktu. (Metrodan indikten sonra evine/ofisine gitmek gibi).
2018’de, kardeşi Sena Öktem ile birlikte Martı‘yı kurdu. O, “Acaba tutar mı?” diye denemedi; o, “Bunun tutmaması imkansız” bilinciyle başladı.
3. Perde: İlk Savaş (Regülasyon ve Belediyeler)
Martı‘yı sokağa indirdiği an, ilk “duvar” ile karşılaştı: Devlet.
Çünkü “paylaşımlı e-scooter” diye bir şey, Türkiye‘nin “yasal” sözlüğünde yoktu. O “bozgunculuğun” (disruption) ilk kuralını uyguladı: İzin isteme, yap. Yeterince büyüdüğünde, izin seni takip edecektir.
Martı, “gri” bir alanda, “yasal” olmadan büyüdü. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) başta olmak üzere, belediyelerle “kaldırım işgali” ve “güvenlik” üzerine sayısız kriz yaşadı.
Ancak Öktem, masaya bir “işletmeci” gibi değil, bir “LSE‘li siyasal ekonomist” gibi oturdu. O, belediyelere “para kazanmak” istediğini söylemedi; onlara “Sizin çözemediğiniz trafik sorununu çözüyorum” ve “Çevre dostu bir ulaşım sağlıyorum” dedi.
Sonunda, “sistem” onu yenemedi; o “sistemi” kendine uydurdu. Martı o kadar büyüdü ve o kadar “kamu yararına” dönüştü ki, Ulaştırma Bakanlığı 2021’de “Paylaşımlı E-Skuter Yönetmeliği”ni çıkarmak zorunda kaldı.
Öktem, sadece bir “pazar” yaratmakla kalmadı; o “pazarın yasal çerçevesini” de yazdırmış oldu.
4. Perde: Asıl Savaş (“Taksi Lobisi” ve Martı TAG)
Scooter savaşı kazanılmıştı. Ancak Oğuz Alper Öktem için bu sadece “ısınma” turuydu. Asıl hedef, “son kilometre” değil, “ana arterler”di.
Türkiye‘nin ve İstanbul‘un asıl sorunu, “verimsiz”, “pahalı”, “kaba” ve “müşteri seçen” taksi tekeliydi. Herkesin “şikayet ettiği” ama kimsenin “dokunmaya” cesaret edemediği bir 50 yıllık “statüko”.
Öktem, Martı TAG‘ı (Tek Araçla Gidelim – Ride-sharing / araç paylaşımı) duyurduğunda, “intihar” ettiğini düşündüler. Uber‘in bile “yasal” olarak alt edemediği bir lobiye, bir “scooter” şirketi kafa tutuyordu.
Bu, O’nun portresinin “efsanevi” kısmıdır.
Öktem, bu savaşı bir “teknoloji” savaşı olarak değil, bir “halkla ilişkiler” savaşı olarak yürüttü.
- Düşmanı Tanımladı: Rakiplerine “taksi lobisi”, “plaka ağaları”, “tefeciler” diyerek, onları “halk düşmanı” olarak kodladı.
- Kendini Konumlandırdı: Martı TAG‘ı “korsan taksi” olarak değil, “çevre dostu, hatır taşımacılığı” ve “paylaşım ekonomisi” olarak markalaştırdı.
- Toplumu Silahlandırdı: Sosyal medyayı (özellikle X ve LinkedIn) bir “savaş odası” gibi kullandı. Taksicilerle yaşadığı “fiziksel” tehditleri ve “yasal” saldırıları anbean kamuoyuyla paylaştı.
O, “mağdur” rolünü oynarken, aslında “kahraman” rolünü inşa ediyordu. Halka, “Sizi bu lobiden ben kurtaracağım” mesajını verdi.
5. Perde: Zirve (New York Borsası – NYSE)
Oğuz Alper Öktem‘in “dehası” buradadır: O, İstanbul sokaklarında “taksi” kavgası verirken, eş zamanlı olarak New York‘ta “milyar dolarlık” bir operasyon yürütüyordu.
Tarih: 11 Temmuz 2023. Martı Ileri Teknoloji, New York Borsası‘nda (NYSE) (MRT) koduyla işlem görmeye başladı.
Bu, bir “SPAC birleşmesi” olmanın ötesinde, “sembolik” bir zaferdi. Öktem ve ekibi, NYSE‘nin o ikonik “zilini” çalarken, Türkiye‘deki tüm “statüko”ya şu mesajı veriyordu:
“Siz benimle sokakta kavga ederken, ben oyunumu dünyanın en büyük ligine taşıdım. Ben, artık ‘yerel’ bir sorun değil, ‘global’ bir oyuncuyum.”
Bu hamle, Martı‘ya sadece “sermaye” değil, aynı zamanda dokunulmaz bir “meşruiyet” ve “itibar” zırhı kazandırdı.
Vora.com.tr’den İlham Notu: Oğuz Alper Öktem‘in portresi, “ilham”ın sadece “iyi fikir” bulmak olmadığının kanıtıdır. İlham; “eğitim”, “strateji”, “inatçılık” ve “korkusuzluğun” birleşimidir.
O, Chicago Ekolü‘nün “rasyonel” zekasını, Türkiye sokaklarının “kural tanımaz” cesaretiyle birleştirdi. O’nun başarısı, “fırsat” gördüğü bir pazara girmesi değil, “tehdit” olarak görüldüğü bir pazarı “yaratması” ve “yönetmesidir”.
Kasım 2025 itibarıyla O, sadece “scooter’ları getiren adam” değil; O, Türkiye‘de “bozguncu” (disruptive) girişimciliğin nasıl yapılması gerektiğini gösteren “oyun kurucu”dur.

