Türkiye’de 50.000 TL’lik bir mont almak mı? İçerik üreticisi Burak Cemo, o parayla Almanya‘ya uçakla gidip, 2 gün otelde kalıp, aynı Columbia montu almanın “daha ucuza” geldiğini kanıtladı. Üstelik 16.000 TL de cep harçlığı kalıyor. Alım gücümüzün trajikomik analizi Vora’da.
Olay basit: Türkiye‘de 50.000 TL’ye (indirimle 40.000 TL) satılan Columbia marka bir mont. Ve aynı montun Almanya‘daki fiyatı.
Ancak bu, sıradan bir “Almanya bizi kıskanıyor” karşılaştırması değil. Cemo‘nun videosunu “viral” yapan ve milyonlarca insanın “sinirlerini bozan” şey, yaptığı o “absürt” ama “gerçek” hesaptı:
Almanya‘ya uçakla gitmek, 2 gün otelde konaklamak, o montu almak ve Türkiye‘ye geri dönmek, montu Türkiye‘den almaktan daha ucuz.
Cemo‘nun hesabına göre, tüm bu “Almanya seyahati” masrafları (vergi iadesi sonrası 168 Euroluk mont, 547 Euroluk uçak bileti, 178 Euroluk 2 gecelik otel) 40.000 TL’lik bütçeden düşüldüğünde, geriye 16.559 TL (yaklaşık 337 Euro) “cep harçlığı” kalıyor.
Bu, bir “alışveriş” haberi değil. Bu, günümüz Türkiye‘sinin “ekonomik” ve “psikolojik” portresidir. Bu, “sistemik” bir “sorunun” en net semptomudur.
1. Bölüm: Asıl Mesele Fiyat Değil, “Alım Gücü” (16 Saate Karşı 300 Saat)
Bu “mont paradoksunun” asıl acıtan tarafı, o 40.000 TL’lik etiket değil. Asıl acıtan taraf, o etikete “ulaşmak” için harcamak zorunda olduğumuz “zaman”, yani “ömrümüz”.
Gelin, o “alım gücünü” mukayese edelim:
- Almanya: Almanya‘da 2025 itibarıyla asgari ücret (brüt) saatlik yaklaşık 13 Euro’dur. 168 Euro’luk o montu alabilmek için, bir Alman asgari ücretli çalışanın yaklaşık 13-16 saat çalışması yeterlidir. Yani, iki günlük mesaisi bile değil.
- Türkiye: Türkiye‘de 2025’in ikinci yarısındaki (varsayımsal) asgari ücretle, 40.000 TL’lik o montu alabilmek için, bir Türk asgari ücretli çalışanın yaklaşık 300 saat çalışması gerekir (Günde 8 saatten, 37 günden fazla).
Aradaki fark bu. Bir yanda 16 saatlik “efor”, diğer yanda 300 saatlik “ömür”.
Burak Cemo‘nun videosunun “viral” olmasının nedeni, “Almanya’ya gitmek ne kadar ucuzmuş” demesi değil; Türkiye‘de “yaşamanın” ve “emeğimizin” ne kadar “değersizleştiğini” kanıtlamasıdır.

2. Bölüm: Neden? (Ekonomik “Anomali”nin Kökleri)
Peki, nasıl oluyor da “aynı” mont, üzerine “uçak” ve “otel” masrafı eklendiğinde bile, Türkiye‘de daha pahalı kalıyor?
Bu, Columbia markasının “kötü niyeti”nden daha derin, “sistemik” bir sorundur.
1. Vergi Duvarları (Sadece KDV Değil): Türkiye‘de ithal edilen bir tekstil ürünü, rafa gelene kadar bir “vergi” bombardımanına tutulur. Gümrük Vergisi, (varsa) Ek Gümrük Vergisi ve tüm bu maliyetlerin üzerine eklenen %20’lik KDV (Katma Değer Vergisi)… Almanya‘da ise (Tax Free ile) %11 civarı bir iade alırsınız. Sadece bu vergi farkı bile, aradaki uçurumun önemli bir kısmını açıklar.
2. Enflasyonist Fiyatlama (Geleceği Fiyatlamak): Türkiye‘de 2018 yılından bu yana devam eden enflasyonist ortam, “fiyatlama” davranışını bozdu. Almanya‘daki satıcı, montu “maliyet + kâr” ile fiyatlar. Türkiye‘deki satıcı ise, “maliyet + kâr + 6 ay sonraki enflasyon beklentisi + bir sonraki kur artışı riski” ile fiyatlar.
Firmalar, “bugünün” maliyetine göre değil, o montu “yarın” yerine koyabilme maliyetine göre etiket basmak zorundadır. Bu da, fiyatların “reel” değerinin çok üzerine çıkmasına neden olur.
3. Operasyonel Maliyetler (Kira, Enerji): Almanya‘daki bir mağazanın “Euro” ile ödediği kira ve enerji maliyeti, “Euro” bazında “stabil”dir. Türkiye‘de ise (AVM kiraları, elektrik, doğalgaz), maliyetler “TL” bazında sürekli “patladığı” için, bu artışlar kaçınılmaz olarak “etikete” yansır.
3. Bölüm: Psikolojik Etki (Kendi Ülkende “Yabancı” Olmak)
Bu “mont paradoksunun” yarattığı asayiş ve psikolojik etkiden daha tehlikeli bir şey var: Normalleşen Çaresizlik.
Burak Cemo‘nun videosu, Türkiye‘deki milyonlarca insana “enayi” (sucker) yerine konulduklarını hissettirdi. Kendi ülkenizde, kendi paranızla, aynı ürüne, o ürünün “memleketine” seyahat etmekten daha fazla para ödemek zorunda kalmak, bir “ekonomik” sorun değil, bir “onur” sorunudur.
Bu durum, Türkiye‘deki “sosyal çürümeyi” de tetikler:
- Suçun Normalleşmesi: Eğer 300 saatlik “onurlu” bir çalışma, “bir” mont alamıyorsa, o zaman “onursuz” yollar (dolandırıcılık, hırsızlık, yasa dışı işler) “mantıklı” bir “kısa yol” olarak görünmeye başlar. Cinayet, taciz, tehdit gibi suçların “normalleşmesi”, bu “ekonomik” umutsuzluktan bağımsız değildir.
- Umutsuzluk ve Göç: Genç nesil, “300 saat” çalışıp alamayacağı bir mont yerine, “16 saat” çalışıp alabileceği bir “ülkeye” gitmeyi (beyin göçü) “tek rasyonel” çıkış yolu olarak görür.
Vora.com.tr’den Not: Burak Cemo‘nun o “viral” videosu, bir “lüks tüketim” eleştirisi değildir. O, Türkiye‘de “emeğin” ve “zamanın” ne kadar “ucuzladığının” acı bir belgeselidir.
İstanbul‘dan Almanya‘ya uçup 2 gün kalıp bir mont almanın, o montu Bağdat Caddesi‘nden almaktan “daha mantıklı” hale gelmesi, bir “absürt komedi” değil, yaşadığımız “ekonomik trajedinin” ta kendisidir.

