Dünya siyaset tarihinin en uzun, en sancılı ve en tartışmalı dönemlerinden biri, dün gece yaşanan şok edici bir operasyonla sona erdi. Latin Amerika’nın kalbinde, petrol denizinin üzerinde yüzen ancak halkı yıllardır açlık sınırında yaşayan Venezuela’da Nicolas Maduro dönemi bitti.
Uluslararası ajansların “Şafak Operasyonu” olarak geçtiği, ABD güçlerinin ve Venezuela içindeki muhalif askeri kanadın ortaklaşa düzenlediği iddia edilen bir hamleyle, Nicolas Maduro’nun Caracas’tan çıkarıldığı ve bilinmeyen bir yere götürüldüğü doğrulandı. Sokaklarda hem bir bayram havası hem de büyük bir belirsizlik hakim.
Peki, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olan bu cennet ülke, nasıl oldu da bir cehenneme dönüştü? Hugo Chávez’in “Bolivarcı Devrimi” ile başlayan bu hikaye, nasıl oldu da halkın çöpten yemek topladığı bir trajediye evrildi?
Vora olarak, 1998’den 2026’ya uzanan bu büyük çöküşün anatomisini, İngilizce ve yerel kaynakların ışığında, “bir ülkenin intiharı” başlığı altında inceliyoruz.
Büyük Rüya ve Petro-Sosyalizm (1998-2013)
Her şey, karizmatik bir yarbayın, Hugo Chávez’in 1998 yılında iktidara gelmesiyle başladı. Chávez, Venezuela halkına basit ama büyüleyici bir vaatte bulundu: “Petrol sizin olacak, yoksulluk bitecek.”
O dönem şans Chávez’den yanaydı. Petrol fiyatları tarihi zirveleri görüyor, varil başına 100 doları aşıyordu. Venezuela’nın kasasına oluk oluk dolar akıyordu. Chávez, bu parayı “Misiones” (Misyonlar) adını verdiği devasa sosyal yardım programlarına harcadı. Gecekondu mahallelerine (Barrios) bedava sağlık hizmeti götürdü, okuma yazma oranını artırdı ve gıdayı sübvanse etti. Halk onu bir mesih gibi görüyordu.
Ancak bu rüyanın altında zehirli bir tohum yatıyordu. Chávez, ülkenin tüm üretim dinamiklerini devletleştirdi. Tarım arazilerine, fabrikalara ve en önemlisi devlet petrol şirketi PDVSA’ya el koydu. PDVSA’nın deneyimli mühendisleri kovuldu, yerlerine “sadık” ama liyakatsiz partililer getirildi. Ülke, Hollanda Hastalığına (Dutch Disease) yakalandı; yani petrol dışında hiçbir şey üretmemeye, iğneden ipliğe her şeyi ithal etmeye başladı.
Şoför Koltuğuna Geçen Adam ve Çöküşün Başlangıcı (2013-2018)
2013 yılında Hugo Chávez kanserden hayatını kaybettiğinde, yerine kendisi kadar karizmatik olmayan, eski bir otobüs şoförü ve sendikacı olan Nicolas Maduro’yu işaret etti.
Maduro’nun şanssızlığı, iktidara geldiği anda petrol fiyatlarının çakılmasıydı. Kasa tamtakırdı, üretim durmuştu ve yolsuzluk (Corruption) ülkenin damarlarını sarmıştı. Maduro, ekonomik krizi yönetmek yerine, parayı basmayı tercih etti. Bu, dünya iktisat tarihinin en büyük felaketlerinden birini, hiperenflasyonu tetikledi.

Fiyatlar günlük değil, saatlik değişmeye başladı. Bir fincan kahve alabilmek için bir çanta dolusu para gerekiyordu. Hükümet paradan sıfır attı, para biriminin adını değiştirdi (Bolivar Fuerte’den Bolivar Soberano’ya), ama çöküşü durduramadı. Raflar boşaldı. İnsanlar temel antibiyotikleri, tuvalet kağıdını ve bebek mamasını bulamaz hale geldi. “Maduro Diyeti” terimi literatüre girdi; Venezuela halkı, yetersiz beslenme nedeniyle ortalama 11 kilo verdi.
Bir Ulusun Göçü ve İnsanlık Dramı
Ekonomik çöküş, Latin Amerika tarihinin en büyük göç dalgasını yarattı. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 7 milyondan fazla Venezuelalı (nüfusun yaklaşık %25’i) ülkeyi terk etti.
Bunlar sadece uçak bileti alıp gidenler değildi. “Caminantes” (Yürüyenler) olarak adlandırılan yüz binlerce insan, sırtlarında çantalarıyla, çocuklarını kucaklarına alarak Kolombiya sınırını, And Dağları’nın dondurucu soğuğunu yürüyerek aştı. Doktorlar, mühendisler, öğretmenler; komşu ülkelerde garsonluk, temizlikçilik yapmaya başladı.
Geride kalanlar içinse hayat, yurt dışındaki akrabalarından gelen 50-100 dolarlık “Remesas” (havaleler) ile sürdürülebilir hale geldi. Ülke fiilen dolarize oldu ama halkın büyük çoğunluğu hala değersiz Bolivar kazanıyordu. Sosyal kontrol mekanizması olarak “CLAP Kutuları” (devletin dağıttığı erzak kolileri) kullanıldı. Maduro, açlığı bir siyasi sadakat aracına dönüştürdü; “Bana oy vermezseniz, yemek yok” mesajı verildi.
Siyasi Baskı, Yaptırımlar ve Direniş
Maduro yönetimi, ekonomik başarısızlığını örtmek için siyasi baskıyı artırdı. 2017’deki protestolarda yüzlerce genç öldürüldü. Muhalefet liderleri hapsedildi veya sürgüne yollandı.
2019 yılında Juan Guaidó’nun kendini geçici devlet başkanı ilan etmesi ve 50’den fazla ülkenin onu tanıması, Maduro için bir dönüm noktasıydı. Ancak ordu, Maduro’nun yanında durdu. ABD’nin uyguladığı ağır yaptırımlar, petrol ticaretini kısıtlasa da Maduro; Rusya, Çin, İran ve Türkiye ile kurduğu ilişkiler ve altın ticareti sayesinde iktidarda kalmayı başardı.
Sistem, “Arco Minero” denilen bölgedeki yasadışı altın madenciliği ve uyuşturucu ticareti iddialarıyla (Cartel de los Soles) finanse edilen karanlık bir yapıya dönüştü. Demokrasi, sadece kağıt üzerinde kalan bir kavramdı artık.
2026 Finali ve Olayların Perde Arkası
2024 ve 2025 yılları, Maduro üzerindeki uluslararası baskının zirveye çıktığı yıllar oldu. Seçimlerdeki şaibeler, uluslararası gözlemcilerin raporları ve ABD’nin başındaki ödülü artırması, çemberi daralttı.
ABD’nin dün gece gerçekleştirdiği iddia edilen operasyon, aslında yıllardır süren bir “maksimum baskı” politikasının final sahnesiydi. İstihbarat kaynaklarına göre, Venezuela ordusunun içindeki bir grubun Maduro’dan desteğini çekmesi ve ABD ile pazarlık masasına oturması, bu “kansız” (veya az kanlı) geçişi sağladı. Maduro’nun kaçırıldığı mı, yoksa bir anlaşma sonucu teslim mi edildiği tarihçilerin tartışacağı bir konu olacak.
Vora Analizi: Enkazı Kaldırmak ve Gelecek
Bugün Caracas sokaklarında dans edenler kadar, korkuyla evine kapananlar da var. Çünkü bir diktatörün gitmesi, sorunların bittiği anlamına gelmiyor.
Venezuela’nın önünde şimdi çok daha zorlu bir sınav var:
- Ekonomik Enkaz: Petrol altyapısı (PDVSA) hurdaya dönmüş durumda. Üretimi eski seviyesine getirmek için milyarlarca dolar yatırım ve yıllar gerekiyor.
- Toplumsal Barış: Ülke, Chavistalar (Maduro yanlıları) ve Muhalifler olarak keskin bir şekilde ikiye bölünmüş durumda. “Colectivos” adı verilen silahlı sivil çetelerin silahsızlandırılması büyük bir güvenlik sorunu.
- Güvenin İnşası: Yatırımcının tekrar ülkeye gelmesi, göç eden beyinlerin (doktorların, mühendislerin) geri dönmesi için hukuk sisteminin sıfırdan inşa edilmesi gerekiyor.
Venezuela, sahip olduğu petrol, altın ve doğal güzelliklerle dünyanın en zengin ülkesi olma potansiyelini hala taşıyor. Ancak Chávez ve Maduro dönemi, bir ülkenin sadece kaynakla değil, “kurumlarla” ve “liyakatle” yönetilmesi gerektiğinin en acı dersi olarak tarihe geçti.
2026 yılı, Venezuela için sıfır noktasıdır. Yıkım bitti, şimdi enkazın altından bir ulusu yeniden çıkarma vakti. Vora olarak, Güney Amerika’nın bu güzel insanlarının, hak ettikleri “arepa”yı (Venezuela ekmeği) özgürce ve huzurla yiyebilecekleri günleri umutla takip edeceğiz.

