Elon Musk, Mars’a roketler gönderiyor, insan beynine çipler takıyor ve elektrikli araçlarla dünyayı değiştiriyor. Hepimiz onun vizyonunu, zekasını ve bazen sınırları zorlayan deliliğini konuşuyoruz. Ancak psikolojide değişmez bir kural vardır: Her çocuğun arkasında, onu ya göklere çıkaran ya da bir ömür boyu kaçmaya çalışacağı bir ebeveyn gölgesi yatar.
Elon Musk için o gölge, babası Errol Graham Musk’tır.
Güney Afrikalı bu eksantrik mühendis, sadece biyolojik bir baba değil, aynı zamanda Elon’ı Elon yapan o hırsın, o bitmek bilmez tatminsizliğin ve belki de o duygusal donukluğun asıl kaynağıdır.
Peki kim bu adam? Zengin miydi? Oğlunu nasıl bir disiplinle büyüttü? Ve en önemlisi, dünyanın en başarılı insanını yetiştirmek için dünyanın en kötü babası mı olmak gerekiyordu?
Zümrüt Madenleri ve Pretoria’nın Zengin Mühendisi
Elon Musk’ın “kendi kendini yetiştirmiş milyarder” (self-made) imajı sık sık tartışılır. Bu tartışmanın merkezinde Errol Musk vardır.
Errol, Elon doğmadan önce de varlıklıydı. Güney Afrika’da yaşayan, çok zeki, parlak bir elektromekanik mühendisi, pilot, denizci ve gayrimenkul geliştiricisiydi. 30 yaşına gelmeden milyoner olmuştu.
Efsaneye (ve Errol’un iddialarına) göre Zambiya’da bir zümrüt madeninin yarı hissesine sahipti. Elon çocukluğunu anlatırken “Ceplerimizden zümrütler dökülürdü, kasayı kapatamazdık” gibi ifadeler kullanmıştır, ancak daha sonra bu anlatıyı reddetmiş ve babasının parasını değil, travmalarını miras aldığını söylemiştir.

Gerçek şu ki Errol Musk, çocuklarına maddi olarak çok rahat, büyük evlerde, hizmetçilerle dolu, atların ve uçakların olduğu lüks ama sevgisiz bir hayat sundu. O, çocuklarına parayı değil, parayı nasıl yöneteceklerini ve sistemi nasıl bükeceklerini öğretti.
Sparta Usulü Babalık – “Sizi Mutlu Olmanız İçin Yetiştirmedim”
Errol Musk’ın ebeveynlik felsefesi, modern pedagojinin tam tersiydi. O, çocuklarını sevgiyle sarmalamadı; onları hayatın zorluklarına karşı çelik gibi sertleştirdi.
Elon, Kimbal ve Tosca’yı “yetişkin küçük insanlar” olarak görüyordu. Duygusal zayıflığa tahammülü yoktu. Elon’ın okulda zorbalığa uğrayıp dayak yediği ve hastanelik olduğu o meşhur olaydan sonra bile, babası Elon’ı azarlamış ve “Senin hatan, zayıfsın” diyerek ona saatlerce hakaret etmişti.
Errol’un evi bir kışla, kendisi de acımasız bir komutandı. Çocuklarını sık sık karşısına alıp saatlerce nutuk çeker, onlara “aptal” olduklarını söyler ve psikolojik baskı uygulardı. Ancak aynı Errol, çocuklarını bilime, mühendisliğe ve keşfetmeye yönlendirdi. Onları her yere götürdü, dünyayı gösterdi ve merak duygularını kamçıladı.
Onun felsefesi şuydu: Konfor insanı çürütür, zorluk ise karakter yaratır. Elon Musk’ın bugün en büyük krizlerde bile sakin kalabilmesi (veya duygusuz görünmesi), babasının bu acımasız eğitiminin bir sonucudur. Elon, babasının evinde cehennemi yaşadığı için, iş hayatındaki cehennemler ona çocuk oyuncağı gibi gelmektedir.
Sınır Tanımayan Bir Hayat ve Skandallar
Errol Musk, sadece sert bir baba değil, aynı zamanda ahlaki sınırları son derece bulanık bir adamdır.
Evinin kapısını kırıp giren üç hırsızı, silahıyla oracıkta vurup öldürmüş ve mahkeme tarafından meşru müdafaa kararıyla beraat etmiştir. Bu olayı anlatırkenki soğukkanlılığı, Musk ailesinin genlerindeki o “risk alma” ve “eyleme geçme” dürtüsünü özetler.
Ancak Elon ile ipleri tamamen koparan olay, Errol’un özel hayatındaki şok edici gelişmedir. Errol Musk, eski eşinin kızı (yani kendi üvey kızı) Jana Bezuidenhout ile bir ilişki yaşamış ve ondan iki çocuk sahibi olmuştur. Elon Musk, babasını bu olaydan sonra “kötü, korkunç bir insan” olarak tanımlamış ve “Aklınıza gelebilecek her türlü suçu işlemiştir” diyerek onunla görüşmeyi kesmiştir.
“Gurur Duymuyorum”
Dünyanın en zengin insanının babası olmak nasıl bir histir? Errol Musk için bu, pek de abartılacak bir şey değildir.
Geçtiğimiz yıllarda verdiği bir röportajda, Elon ile gurur duyup duymadığı sorulduğunda, buz gibi bir ifadeyle “Hayır” cevabını vermiştir. “Biz bir aileyiz, uzun zamandır birçok şey yapıyoruz, Elon sadece biraz daha öne çıktı” diyerek oğlunun başarısını küçümsemiştir. Hatta diğer oğlu Kimbal Musk’ı (restoran sahibi ve daha dengeli bir hayatı olan) daha çok takdir ettiğini ve Elon’ın çok şişman olduğunu, diyet yapması gerektiğini söylemiştir.
Bu, narsisistik bir babanın en net tablosudur. Oğlunun başarısı onu gölgede bıraktığı için, onu aşağılayarak kendi ego dengesini korumaya çalışmaktadır.
Travma, Başarının Yakıtı mıdır?
Errol Musk portresine baktığımızda, karşımızda sempatik bir dede değil, son derece zeki, yetenekli ama tehlikeli ve toksik bir figür görüyoruz.
Elon Musk, babasından nefret etse de, ona dönüşmekten korksa da, aslında babasının bir üst modelidir. Aynı işkoliklik, aynı duygusal mesafe, aynı hırs ve aynı “dünyayı kurtarma” sendromu. Farkı şu; Errol dünyayı kurtarmak istemedi, sadece kendi krallığını kurdu. Elon ise babasının ona yaşattığı o güvensiz dünyadan kaçmak için, kendine Mars’ta yeni bir dünya kurmaya çalışıyor.
Şimdi Vora okurlarına o zor soruyu soruyoruz:
Eğer size, Elon Musk’ın servetini, zekasını ve dünyayı değiştirme gücünü vaat etselerdi; bunun bedeli olarak Errol Musk gibi, size sürekli yetersiz olduğunuzu hissettiren, aşağılayan ve sevgisini esirgeyen bir babaya sahip olmayı kabul eder miydiniz?
Milyarlarca dolar, çocuklukta açılan o yaraları kapatmaya yeter mi? Yoksa en büyük zenginlik, akşam eve geldiğinizde başınızı okşayan sıradan bir baba mıdır? Karar sizin.

