Çoğu girişimcilik hikayesi garajda başlar ama bu hikaye Fırat Nehri’nin kenarında, Erzincan’ın yaylalarında koyun güderken başladı.
Hamdi Ulukaya, 1994 yılında sırt çantasında sadece 3 bin dolar ve zihninde büyük bir belirsizlikle Amerika’ya indiğinde, İngilizceyi zor konuşan, siyaset bilimi okumak isteyen bir öğrenciydi. Kimse bu genç adamın, günün birinde Danone ve Yoplait gibi asırlık dünya devlerini dize getireceğini, Amerika’nın en popüler yoğurt markası Chobani’yi kuracağını tahmin edemezdi.
Vora olarak, sadece bir ticari başarıyı değil, Anti-CEO olarak bilinen Ulukaya’nın insana dokunan liderlik manifestosunu mercek altına alıyoruz.
Babasının Bir Cümlesiyle Değişen Kader
Amerika’ya alışmaya çalışan Ulukaya’nın hayatı, babasının onu ziyarete gelmesiyle değişti. Babası, Amerika’da yediği peyniri beğenmeyip, buranın peynirleri yenmez, sen bizim oraların peynirini yapsana deyince, Ulukaya’nın zihninde bir şimşek çaktı.
Önce küçük bir beyaz peynir tesisi kurdu. Ancak asıl kırılma noktası 2005 yılında yaşandı. Masasının üzerinde gördüğü bir satılık fabrika ilanı, hayatının kumarı olacaktı.
İlan, Kraft gibi bir gıda devinin kapattığı, eski ve köhne bir yoğurt fabrikası içindi. Herkes ona, koca Kraft’ın başaramayıp kapattığı yerde sen mi başaracaksın, bu bir intihar olur dedi. Ancak Ulukaya, o paslı makinelerde bir potansiyel gördü. Devletten aldığı küçük işletme kredisiyle, adeta bir hurdalığı satın aldı.
Boya Ustalarıyla Kurulan İmparatorluk
Fabrikayı aldıktan sonra ilk işi, Kraft’ın işten çıkardığı 5 işçiyi geri işe almak oldu. Ancak ortada bir ürün yoktu. Fabrikanın dışını boyayarak işe başladılar.
Ulukaya, Amerika’daki o şekerli, sulu ve yapay yoğurtların aksine, Türkiye’de bildiği o koyu kıvamlı, süzme yoğurdu (Yunan yoğurdu olarak bilinir) üretmek istiyordu. İki yıl boyunca fabrikada yattı kalktı. Mükemmel lezzeti bulana kadar denedi.
2007’de ilk Chobani kasesi rafa çıktığında, pazarlama bütçesi yoktu. Sadece ürüne güveniyordu. Ve haklı çıktı. Amerikalılar, bu yoğun ve protein dolu lezzete bayıldı. Chobani, kulaktan kulağa yayılarak bir fenomene dönüştü.
Anti-CEO Felsefesi ve İşçiye Hisse Dağıtmak
Hamdi Ulukaya’yı diğer milyarderlerden ayıran asıl özellik, yönetim felsefesidir.
Şirket milyar dolarlık bir dev olduğunda, Ulukaya finans dünyasını şoke eden bir karar aldı. Şirketin hisselerinin yüzde 10’unu çalışanlarına dağıttı. Fabrikadaki bant işçisinden bekçisine kadar herkes, şirketin ortağı oldu. Bazı işçilerin hisse değeri milyon doları buldu.
Bu, Wall Street’in açgözlü kültürüne atılmış en büyük tokattı. Ulukaya, bu zenginliği beraber yarattık, beraber paylaşacağız diyerek, modern zamanların Robin Hood’u gibi davrandı.
Mülteci Krizi ve İnsanlık Dersi
Ulukaya’nın bir diğer devrimci hareketi, fabrikalarında mültecilere iş vermesiydi. Amerika’da göçmen karşıtlığının zirve yaptığı dönemlerde bile, Chobani fabrikalarında Asya’dan, Afrika’dan veya Orta Doğu’dan gelen mülteciler, yerel halkla omuz omuza çalıştı.
Tehditler aldı, boykot çağrıları yapıldı ama o geri adım atmadı. İşe aldığı bir mültecinin hayatını nasıl değiştirdiğini, ona nasıl bir gelecek sunduğunu anlatarak, iş dünyasına vicdan dersi verdi. Tent Partnership for Refugees adlı vakfı kurarak, dünya devlerini de mültecileri işe almaya teşvik etti.
Vora’nın Son Sözü: Anadolu Mayası Tutar
Hamdi Ulukaya’nın hikayesi bize şunu öğretiyor: Girişimcilik sadece para kazanmak değil, bir sorunu çözmek ve insanlara değer vermektir.
O, Erzincan’dan getirdiği o paylaşma kültürünü, Anadolu irfanını ve çalışkanlığını, vahşi kapitalizmin kalbine, New York’a aşıladı. Ve gördük ki, doğru maya dünyanın her yerinde tutuyor.
Bugün bir market rafında Chobani yoğurdunu gördüğünüzde, onun sadece bir gıda ürünü değil, cesaretin, vefanın ve bir göçmenin inancının simgesi olduğunu hatırlayın.

