Ajans PR kurucusu Necmettin Kar, Vora için yanıtladı: Medyada satın alınan itibar, fon krizleri ve PR illüzyonunun perde arkasında yatan tehlikeler.
8 Ekim 2026. Dijitalleşen dünyada görünür olmak ile güvenilir olmak arasındaki çizgi hiç olmadığı kadar inceldi. Eskiden yıllar süren birikim, somut başarı ve kamuoyu süzgeciyle inşa edilen itibar; bugün doğru bütçeler ve planlı medya stratejileriyle birkaç haftada üretilebilen bir tüketim nesnesine dönüştü. Özellikle Türkiye’de dijital medyanın ve haber portallarının geçirdiği dönüşüm, “parayla inşa edilen itibarın” sınırlarını tartışmaya açıyor.
Peki, yalnızca reklam ve PR çalışmalarıyla bir gecede güvenilir, yardımsever ya da vizyoner bir iş insanı algısı yaratmak mümkün mü? Bu illüzyon arka planda hangi riskleri barındırıyor? Vora editörleri sordu, dijital PR ve medya sektörünün deneyimli ismi, Ajans PR kurucusu Necmettin Kar değerlendirdi.
Vora: Türkiye’de sadece PR ve reklam çalışmalarıyla tanınan, güven duyulan biri haline gelmek mümkün mü? Bu mekanizma pratikte nasıl işliyor?
Necmettin Kar: Çok net bir şekilde söyleyebilirim: Evet, bugün doğru bütçe ve planlamayla sıradan bir profili birkaç ay içinde “sektör lideri”, “vizyoner girişimci” veya “hayırsever iş insanı” olarak konumlandırmak teknik açıdan son derece mümkün. Ancak burada asıl üzerinde durulması gereken şey şöhretin kendisi değil, o şöhretin hangi zemine bastığı.
Eski medya düzeninde bir kişinin basında yer alması için toplumsal bir fayda üretmesi, gerçek bir başarı hikayesine imza atması veya nesnel bir haber değerine sahip olması gerekirdi. Bugün ise medya mecralarının önemli bir kısmı ayakta kalabilmek için tamamen ticari gelire, yani advertorial ve sponsorlu içeriklere odaklanmış durumda.

Gazeteciliğin o geleneksel “denetleyici” ve “eleştirel” süzgeci zayıfladığında, bültenler haber diliyle doğrudan yayına alınıyor. Kişi arama motorlarında aratıldığında karşınıza onlarca prestijli haber sitesinde yayımlanmış metinler çıkıyor. Dışarıdan bakan ortalama bir vatandaş da haklı olarak şu yanılgıya düşüyor: “Koskoca gazeteler yazdıysa bu insan mutlaka güvenilirdir.” İşte PR mekanizmasının manipülasyona en açık olduğu kırılma noktası tam olarak burası.
Vora: Medyadaki bu ticari dönüşüm, kötü niyetli yapılar veya girişimci görünümlü aktörler tarafından nasıl bir zırh olarak kullanılıyor?
Necmettin Kar: Gazeteciliğin idealist bir kamu hizmetinden ziyade bir “içerik satışı” modeline evrilmesi, ne yazık ki en çok da legal görünmek isteyen illegal niyetlerin işine yaradı. Günümüzde organize dolandırıcılık yöntemleri artık takım elbiseli, kurumsal kimlikli ve medya destekli bir kılıfla karşımıza çıkıyor.
Süreç genelde şöyle kurgulanıyor: Henüz piyasada hiçbir ticari geçmişi olmayan bir profil, arka arkaya “yüksek teknoloji yatırımları”, “büyük istihdam projeleri” veya “sosyal sorumluluk yardımları” temalı bültenlerle ana akım basında yer buluyor. Bir bakıyorsunuz, henüz şirketi birkaç aylık olan bir şahıs; ekonomi sayfalarında “melek yatırımcı”, magazin eklerinde ise “eğitime destek veren hayırsever” olarak manşetlerde. Bu algı operasyonu, kişinin arka planda yürüttüğü kontrolsüz para toplama, saadet zinciri veya fiktif yatırım modelleri için kusursuz bir güven kalkanı oluşturuyor. Mağdurlar kapıyı çaldığında karşılarında bir sahtekar değil, gazetelerde çarşaf çarşaf övülmüş “saygın bir iş insanı” profili buluyorlar.
Vora: Son yıllarda tanık olduğumuz yüksek getirili fon skandalları ve sonrasındaki medya refleksi bize ne anlatıyor?
Necmettin Kar: Fon meselesi, medya ve denetim mekanizmasının nasıl bir hafıza kaybı yaşadığını gösteren en somut örneklerden biri. Olaylar patlak vermeden önce aynı kişilerin bankacılık çevrelerindeki “üstün başarıları”, lüks yaşam tarzları ve finans dehaları üzerine haberler yapılıyordu. Kurulan sisteme kimse “Bu getirinin kaynağı nedir, bu çark nasıl dönüyor?” diye sormadı.

Ne zaman ki sistem çöktü, mağdurlar adliye koridorlarına döküldü; işte o gün düne kadar o isimleri öven aynı yayın organları, adeta o sayfaları kendileri basmamış gibi davrandı. Bir gecede “dahi bankacı” tanımlamaları yerini “zavallı ve gözü dönmüş dolandırıcı” manşetlerine bıraktı. Burada bireysel suçlar elbette yargının konusudur; ancak medyanın da “Biz bu kişiyi neden sorgulamadan vitrine çıkardık?” sorusuyla yüzleşmesi gerekir. Eğer bir sektör yalnızca gelen paraya bakıp içeriğin arkasını araştırmazsa, istemeden de olsa bu tip mağduriyetlerin vitrin tasarımcısı haline gelir.
Vora: Dijital PR sektörü ve bilinçli okur için bu tablodan çıkarılacak ders nedir?
Necmettin Kar: PR, özünde meşru bir işin, doğru bir fikrin ve gerçek bir emeğin kamuoyuyla doğru dille buluşturulması sanatıdır. Ancak itibar, satın alınabilen linklerden ya da bülten paketlerinden ibaret değildir. Yapay olarak şişirilen balonlar, kriz anında ilk patlayan unsurlar olur.
Okurların ve yatırımcıların artık “dijital okuryazarlık” seviyesini yukarı çekmesi şart. Bir kişinin basında çok sık yer alması, onun dürüst ve yetkin olduğunu tek başına kanıtlamaz. Haber ile ücretli tanıtım arasındaki farkı ayırt etmek, iddiaların arkasındaki finansal ve hukuki gerçekliği sorgulamak zorundayız. Medyanın da mesleki saygınlığını koruyabilmesi için, gelir modellerini revize ederken editoryal denetimi tamamen terk etmemesi gerekiyor. Aksi halde basın, güven inşa eden bir köprü değil; suistimalleri perdeleyen geçici bir paravan olmaktan öteye geçemez.

