Modern dünyada, biz “normal” insanlar için “evlilik” kelimesi, bir “hayalden” çok, bir “kaygı” projesine dönüşmüş durumda. Boşanmaların hiç olmadığı kadar arttığı bir çağda; “Yanlış kişiyi mi seçerim?”, “Ya yürümezse?”, “Ya özgürlüğümü kaybedersem?” korkularıyla, o “tek” adımı atmaktan bile kaçınıyoruz.
Ve tam bu “evlensem bir türlü, evlenmesem bir türlü” felcinin ortasındayken, başımızı kaldırıp “ünlüler” dünyasına bakıyoruz ve bir “kafa karışıklığı” daha yaşıyoruz.
Onlar için “evlilik”, bir “korku” değil, bir “hobi” gibi görünüyor.
Seda Sayan (7), Mehmet Ali Erbil (5), Gönül Yazar (7), İbrahim Tatlıses (5), Yeşim Salkım (5), Cem Karaca (4), Zuhal Olcay (3), Hümeyra (5), Okan Bayülgen (4), Ceyda Düvenci (3) ve hatta o en “dokunulmaz” ikonumuz Sezen Aksu (4 evlilik).

Bu isimler ve daha nicesi, “başarısız” olmaktan, “yeniden denemekten” ve “imza atmaktan” hiç korkmuyor gibi.
Peki, nasıl oluyor da biz “bir” tanesine bile cesaret edemezken, onlar “çok fazla” evlilik yapabiliyor? Bu, sadece “şöhret” dünyasına ait bir “şımarıklık” mı? Yoksa bu “seri evlilik” (serial marriage) fenomeni, bizim “kaçış” psikolojimizin bir başka, daha “zengin” ve “görünür” bir versiyonu mu?
Bu portre, “ünlülerin” değil, “insan”ın neden “tek bir evlilikte” kalamadığının analizidir.
1. Perde: “Ebedi Aşk” Değil, “Ebedi Adrenalin” Arayışı
Bu isimlerin çoğunun ortak noktası nedir? Onlar “Sanatçı” veya “Showman/Show-woman”dir. Onların “işi”, “duygu” üretmek ve “duygu” ile yaşamaktır.

a) Narsisizm ve “Yeni”ye Olan Bağımlılık: “Yıldız” (Star) olmanın, doğası gereği “narsisistik” bir tarafı vardır. Bir yıldız, “hayranlık” ile beslenir. Seda Sayan, Mehmet Ali Erbil veya İbrahim Tatlıses gibi “şov” dünyasının merkezindeki isimler, sürekli “alkış” ve “ilgi” odağı olmak zorundadır.
İlişkilerde bu, bir “tuzak” yaratır:
- “Avlanma” (The Chase) Evresi: Yeni bir aşkın başındaki o “heyecan”, “tutku”, “adrenalin” ve “ilk hayranlık” anları, o “alkış” hissinin birebir aynısıdır.
- “Normalleşme” (The Reality) Evresi: Ancak her aşk gibi, bu da zamanla “normalleşir”. O “yeni” partner, artık bir “hayran” değil, o yıldızın “kusurlarını” gören, “gerçek” bir partnere dönüşür.
İşte “narsisistik” veya ” adrenalin bağımlısı” yapı, bu “normalleşme” evresinden, yani “sıkıcılıktan” nefret eder. O “alkış” kesildiği an, “ilham” biter. Ve o “yıldız”, o “ilk heyecanı” yeniden yaşamak için, “yeni bir hayrana”, yani “yeni bir aşka” ve dolayısıyla “yeni bir evliliğe” yelken açar.
b) Sanatçının “İlham Perisi” (MUSE) Arayışı: Listeye Sezen Aksu, Zuhal Olcay, Hümeyra, Cem Karaca gibi “sanatçı” kimliği ağır basan isimleri dahil ettiğimizde, “narsisizm”den çok “yaratıcı” bir arayış görürüz.
Bir sanatçı, “kaos”tan ve “yoğun” duygudan beslenir. Onlar için “istikrarlı”, “huzurlu” ve “öngörülebilir” bir evlilik, “yaratıcılığın ölümü” gibi gelebilir. Onlar, “güvenli bir liman” değil, “ilham veren bir fırtına” ararlar. Aşk, onlar için bir “ortaklık” değil, bir “müzik”tir.
Ve müzik bittiğinde, yeni bir “ilham perisi” (muse), yani yeni bir “aşk” ve “evlilik” gerekir.
2. Perde: “Kolay Çıkış” – Ekonomik ve Sosyal Özgürlük
Biz “normal” insanların “evlensem bir türlü, evlenmesem bir türlü” dememizin altında, “ya yürümezse” korkusu yatar. Çünkü “boşanmak”, bizim için sadece “duygusal” bir yıkım değil, aynı zamanda “finansal” bir “felakettir”. (Bkz: Nafaka, mal paylaşımı, yeni bir ev kurma maliyeti).

Ünlüler için bu “çıkış maliyeti” çok düşüktür.
Özellikle Seda Sayan, Sezen Aksu, Yeşim Salkım gibi “kendi gücüne” sahip kadınlar için “evlilik”, bir “ekonomik zorunluluk” değildir. Onlar, hayatta kalmak için bir erkeğe “ihtiyaç” duymazlar.
Bu “finansal bağımsızlık”, onlara inanılmaz bir “özgürlük” verir: Mutsuz oldukları an, “gitme” özgürlüğü.
Biz “normal” insanlar, “çocuklar için”, “kredi borcu için”, “elalem ne der diye” o mutsuz evliliğe “katlanırken”; onlar, o “zehirli” ortamda kalmak için hiçbir “mecburi” sebep görmezler.
Onların çok evlilik yapması, belki de “daha karaktersiz” olduklarından değil, sadece “daha zengin” ve “daha az zincirli” olduklarındandır. Onlar, bizim “korktuğumuz” o “başarısız olma” riskini alacak “finansal” güce sahiptirler.
3. Perde: “Spot Işığı” Laneti – Ekosistemin Yarattığı Baskı
“Ünlü” olmak, bir “akvaryumda” yaşamaktır. Ve o akvaryum, “normal” bir ilişkiyi sürdürmeyi imkansız hale getirir:
- Erişim ve Ayartma: Ünlüler, “normal” insanların asla karşılaşmayacağı bir “talep” ve “ayartma” (temptation) bombardımanı altındadır. Her gün yeni, güzel, yakışıklı ve “ulaşılabilir” insanlarla tanışırlar. Bu, “sadakat” kavramını çok daha zorlu bir teste tabi tutar.
- Kamu Baskısı: Normal bir evlilikteki “sıradan” bir tartışma, onların dünyasında “Evlerini ayırdılar!”, “Büyük kavga!” manşetlerine dönüşür. Bu “gözetlenme” hissi, en ufak bir sorunu bile “büyüteç” altına alarak, onarılmasını zorlaştırır.
- Ego Savaşları: İki “ünlü” evlendiğinde (Zuhal Olcay – Haluk Bilginer, Sezen Aksu – Sinan Özer vb.), bu, iki “egolar” savaşıdır. “Kimin kariyeri daha parlak?”, “Kim daha çok ilgi görüyor?” gibi “toksik” rekabetler, “ortaklık” ruhunu öldürür.
Peki, “Tek ve Mutlu” Evliliğin Sırrı Ne?
Kasım 2025 itibarıyla, “boşanmaların bu kadar artması”nın temel nedeni, “evlilik”ten beklentimizin değişmesidir.
Artık “ihtiyaç” için değil, “mutluluk” için evleniyoruz. Ve “mutluluk”, “ihtiyaç”tan çok daha “uçucu” bir hedeftir.
Bu “seri evlilik” yapan ünlüler, aslında bu “mutluluk arayışının” en “uç” ve en “başarısız” denemeleridir. Onlar, “heyecanı” (Passion) “mutluluk” (Happiness) zannetme hatasına düşerler.
Tek ve mutlu evliliğin sırrı, (veya daha gerçekçi bir deyişle, “uzun” evliliğin sırrı) ise tam tersindedir:
- “Aşk”ın Biteceğini Kabul Etmek: “Aşk” (Lust/Passion) denen o kimyasal fırtınanın ömrü 18-24 aydır. “Sır”, o fırtına dindiğinde, geride “arkadaşlık”, “saygı”, “şefkat” ve “ortaklık” kalıp kalmadığıdır.
- “Mükemmel”i Değil, “Yeterince İyi”yi Bulmak: “Ruh eşi” (soulmate) bir mittir. “Seri evlenenler” hep o “ruheşini” arar ve bulamayınca vazgeçerler. “Uzun evlenenler” ise, “kusurları” olan ama “değerleri” uyuşan birini bulur ve o kusurlarla “yaşamayı” öğrenirler.
- “Evlilik” Bir “Olay” Değil, Bir “İş”tir: Evlilik, o “imza” ile biten bir “hedef” değildir. O, o imzadan sonra başlayan, “emek”, “uzlaşma” (compromise) ve “bakım” (maintenance) gerektiren, “tam zamanlı” bir “iştir”.
Vora.com.tr’den Not: Mehmet Ali Erbil, Seda Sayan veya Sezen Aksu… Onların çok evlilik yapması, belki de “başarısız” olduklarını değil, “denemekten” vazgeçmediklerini gösterir. Onlar, “mutsuz” olmaktansa, “yeniden denemenin” getirdiği “kaosu” tercih etmişlerdir.
Biz “normal” insanlar ise, o “kaos”tan o kadar korkuyoruz ki, “denememeyi” tercih ediyoruz.
Her iki taraf da aslında aynı “modern” acıyı çekiyor: “Mutsuzluğa katlanmak” ile “yalnızlık riskini almak” arasındaki o keskin ikilem.
“Sır”, ne “çok evlenmekte” ne de “hiç evlenmemekte”. Sır, ne pahasına olursa olsun “otantik” kalabilmekte.

