Gündemimiz, artık münferit trajedi olarak kabul edilemeyecek, sistemik bir çöküşün semptomlarıyla dolu.
İstanbul Beşiktaş’ta, lüks bir binanın altındaki gece kulübü tadilatında çıkan yangında 29 insanın (işçilerin) kaçış kapısı olmadığı için yanarak ölmesi.
Henüz 13 yaşında, 9 suç kaydı olan bir çocuğun, sokak ortasında 60 yaşında bir adamı silahla öldürmesi.
Basit bir estetik operasyon veya saç ektirme seansı için Türkiye‘ye gelen turistlerin, merdiven altı kliniklerde ölmesi.
Sahte içkiden, hijyensiz bir gıda satıcısından (kumpirci gibi) veya denetimsiz bir restorandan yenen yemekle insanların ölmesi.
Son 1-2 yıla bakıldığında, Türkiye, dünya medyasında artık parlayan bir turizm cenneti olarak değil, trajik ihmallerin, korkunç kazaların ve güvenlik zafiyetlerinin yaşandığı riskli bir ülke olarak anılıyor.

Peki, bu noktaya nasıl geldik? Nasıl oldu da yaşamak ve temel hizmetleri almak (tedavi, yemek, eğlence), lüks bir risk haline dönüştü?
Bu, bir kader planı veya şanssızlık silsilesi değildir. Bu, Sosyolog Doç. Dr. Zeliha Burtek‘in net bir şekilde teşhisini koyduğu o toplumsal çürümenin (sosyal çürüme) fiziksel tezahürüdür.
Ve bu çürümenin kök nedeni, siyasi olmaktan çok ekonomiktir. Merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel‘in o tarihi uyarısında gizlidir: Enflasyon, sadece ekonomik bir rakam değildir; o, bir toplumun ahlakını çürüten bir asittir.
1. Bölüm: “Sosyal Çürüme” – Kuralların Anlamsızlaşması
Doç. Dr. Zeliha Burtek, Türkiye‘deki durumu sosyal çürüme olarak tanımlarken, aslında Fransız sosyolog Emile Durkheim‘ın 100 yıl önce tanımladığı Anomi halini tarif eder.
Anomi, normsuzluk demektir. Bir toplumun kuralları, yasaları ve ahlaki standartları o kadar anlamsızlaşır ki, bireyler artık doğru ile yanlış arasındaki çizgiyi kaybeder.

Kasım 2025 Türkiye‘sinin skandalları, bu normsuzluğun birer örneğidir:
- Gece Kulübü Yangını (İhmal): O 29 işçinin ölümü, bir kaza değildi. O, kural tanımazlığın sonucuydu. Acil çıkış kapısını kilitleyen işletmeci, denetim yapmayan belediye görevlisi, rüşvet ile o denetimi atlayan sistem… Hepsi, insan hayatından daha değerli olan kâr ve ihmal zincirinin halkalarıdır.
- Saç Ekimi Ölümü (Liyakatsizlik): Türkiye‘nin sağlık turizmindeki devasa başarısı, denetimsiz bir Vahşi Batı alanı yarattı. Para kazanma hırsı, doktor olmayan, sertifikasız kişilerin klinik açmasına göz yumulmasına neden oldu. O ameliyat olanın ölmesi, liyakatın paraya yenilmesidir.
- Gıda Zehirlenmesi (Ahlaksızlık): O kumpirciden yenen yemekle çocukların ölmesi, o denetimsizliğin en acı sonucudur. Maliyet düşürmek için son kullanma tarihi geçmiş ürünü kullanan, hijyen kurallarını gereksiz masraf olarak gören bir ahlaki çöküştür.
Bu çürüme, kuralın değil, kuralı esnetmenin normal olduğu bir toplum yaratır.
2. Bölüm: “Enflasyon” – Ahlakı Çürüten O “Asit”
Peki, Türkiye toplumu kötü veya ahlaksız olduğu için mi bu halde?
Hayır. Süleyman Demirel‘in yıllar önce yaptığı o deha analizde olduğu gibi, ekonomik istikrarsızlık, ahlaki istikrarsızlığı doğurur.
Demirel, enflasyonun sadece fiyatların artması olmadığını, aynı zamanda ahlakı, adaleti, itibarı ve devlete olan güveni de toz ettiğini söylerdi.

2018 yılından bu yana devam eden ve bir türlü düşmeyen o enflasyonist ortam, Türkiye‘de tam olarak bunu yaptı. Yüksek enflasyon, bir ekonomik sorun değil, bir ahlaki sorundur:
1. “Liyakati” Değil, “Kısa Yolu” Ödüllendirir: Hiper-enflasyonist bir ortamda, çalışmak, emek vermek ve biriktirmek enayiliktir. Para her gün erirken, rasyonel davranış, kısa yoldan para kazanmaktır.
- Denetimsiz bir saç ekim merkezi açmak, eğitim almaktan daha kârlıdır.
- Rüşvet almak, memur maaşına talim etmekten daha mantıklıdır.
- Çürük malzemeyle inşaat yapmak, sağlam yapmaktan daha hızlı zengin eder.
2. “Denetimi” İmkansızlaştırır: Enflasyon, denetlemesi gereken memurun da ahlakını bozar. Maaşı açlık sınırına gelen bir zabıta, gıda denetimi yaparken, o kumpirciden alacağı rüşvete karşı ne kadar dirençli olabilir? Enflasyon, rüşveti bir yolsuzluk olmaktan çıkarıp, ek gelir kapısına dönüştürdüğü an, sosyal çürüme başlar.
3. “Gelecek” Kaygısını “Anlık” Hazza Dönüştürür: Türkiye‘de suçun, şiddetin ve azgınlaşmanın bu kadar artmasının nedeni geleceksizlik hissidir. Geleceğe dair umudu kalmayan (Bkz: Boşanmaların ve doğum oranlarının düşmesi analizi), yarın ne olacağını bilmeyen bir toplum, uzun vadeli ahlaki kuralları umursamaz.
Anı kurtarmak, haz almak ve sonuçlarını düşünmemek, bu kaotik ortamın normal davranışı olur.
3. Bölüm: “Kurumsal” Çöküşün Küresel Görünümü
Türkiye‘nin bu iç çöküşü, dışarıya da yansıyor. Daron Acemoglu (MIT Profesörü) gibi yabancı akademisyenler ve Türk kökenli düşünürler, “Ulusların Düşüşü” (Why Nations Fail) gibi eserlerinde bu reçeteyi zaten yazmıştı:

Milletler coğrafya veya kültür yüzünden değil, kurumları (Institutions) çöktüğü için batar.
Türkiye‘de riskli hale gelen şey, demokratik kurumların, hukukun üstünlüğünün ve hesap verebilirlik mekanizmalarının anti-demokratik bir yapıya evrilmesidir.
- Hukuk İşlemezse: Yandaş birine ait o gece kulübü, yangın denetiminden sorunsuz geçer. O 9 suç kaydı olan 13 yaşındaki çocuk, ceza almayacağını bilerek 10. suçunu (cinayet) işler.
- Liyakat Olmazsa: Torpilli ama beceriksiz bir doktor, saç ektiren bir turistin ölümüne neden olur.
- Basın Özgür Olmazsa: Bu skandallar sorgulanmaz, normalleşir ve unutulur.
Vora Yorumu: İtibar Kaybı
Türkiye‘nin dünya medyasında skandallarla anılmasının nedeni, Batı’nın bize düşman olması değildir.
Nedeni, Süleyman Demirel‘in haklı çıkmasıdır.
Yıllardır süren enflasyon illeti, ahlaki dokumuzu çözdü. Bu çözülme, Doç. Dr. Zeliha Burtek‘in dediği gibi sosyal çürümeyi getirdi. Bu çürüme ise, kurumlarımızı işlevsiz bıraktı.
Artık işlevsiz olan bu denetim mekanizmaları yüzünden, Türkiye‘de lüks bir otelde (veya gece kulübünde) yanmak, saç ektirmek veya sokakta yürümek bile riskli hale geldi.
İtibar, dışarıda kazanılan bir şey değildir; içeride inşa edilen güvenin yansımasıdır. Ve Türkiye, o iç güveni yeniden inşa etmek zorundadır.

