Türkiye‘de ünlü olmanın yazılı olmayan kuralları vardır: Bir kitleye ait olmak, taraftar toplamak ve güvenli limanlarda konuşmak.
Ve bir de Barbaros Şansal vardır.
O, bu kuralların hiçbirine uymaz. O, bir vesikalık fotoğraf gibi sığdırıldığı çerçevelere karşıdır. 68 yaşında olmasına rağmen, enerjisiyle 50 yaşında bile görünmeyen bu aykırı figür, Türkiye‘nin kolektif vicdanının en sivri ve en rahatsız edici sesidir.
Peki, Barbaros Şansal kimdir? Bir vatan haini mi, yoksa kendisinin de Hilmi Hacaloğlu‘na verdiği o meşhur “Biz Burada Ne Yaşıyoruz” röportajında düzelttiği gibi, vatansever değil de vatanperver (vatanını koruyan/gözeten) biri mi?
Bir kesim onu neden sevmiyor? Ve ustası Yıldırım Mayruk ile Kıbrıs‘a sürgün gibi görünen bir yerleşme kararı almasına rağmen, neden hâlâ Türkiye ile konuşmaya, düşünmeye ve yazmaya devam ediyor?
Vora olarak, Terzi Yamağı etiketinin çok ötesindeki bu entelektüel ve anarşizan karakterin portresini analiz ediyoruz.
1. Bölüm: “Vatan Haini” mi, “Vatanperver” mi? (Linç ve Sürgün)
Barbaros Şansal‘ın nefret objesine dönüşmesi, O’nun kimliği veya mesleği ile ilgili değildir. Bu, O’nun dili ile ilgilidir. Şansal, Türkiye‘nin halının altına süpürdüğü gerçekleri, kışkırtıcı bir retorik ve ağır bir eleştiri diliyle yüzüne vurmayı seçti.
Ocak 2017‘deki o ünlü yılbaşı videosu ve ardından Atatürk Havalimanı‘nda yaşadığı o korkunç linç ve gasp girişimi, O’nun susturulmak istendiğinin en somut kanıtıydı. Olayın ardından Silivri‘de hapis yatması, O’nu bir magazin figürü olmaktan çıkarıp, siyasi bir muhalif figürüne dönüştürdü.
Bir kesim onu neden sevmiyor? Çünkü Şansal, aile içi şiddettir dediği bu geçimsizliği şikayet etmekten çekinmiyor. O, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘ne (AİHM) gitmeyi Ben ülkemi şikayet etmem diyerek reddedecek kadar yerli, ancak Kıbrıs Rum Kesimi Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides ile rakı içecek kadar da evrensel ve sınır tanımayan biridir.
O, vatansever (patriot/milliyetçi) değil; vatanperver (vatanını koruyan, onun iyiliğini isteyen) olduğunu söyler. Bu, toprağı değil, o toprağın üzerindeki yaşamı, kültürü ve hukuku sevmek demektir. Bu entelektüel ayrım, milliyetçilik üzerinden kutuplaşan Türkiye‘de anlaşılması zor bir duruştur.
2. Bölüm: “Terzi Yamağı”nın Ötesi (Liyakat ve Sınıf)
O, kendini Terzi Yamağı olarak tanımlasa da, bu bir tevazu değil, bir statü beyanıdır. O, Yıldırım Mayruk gibi bir ustanın yamacıdır. Bu, okul demektir.
Hilmi Hacaloğlu‘na anlattığı gibi, O’nun Kıbrıs‘a yerleşmesinin nedeni, işlerin bitmesi değil, müşterinin bitmesidir.
Şansal‘ın tezi şudur: Türkiye, bir sınıf atlayanların ülkesine dönüştü. Alafranga helaya alaturka tüneyenlerin ülkesi oldu.
Rafine sınıf (kumaşı, dikişi, kolalı keten peçeteyi bilen kent soylu nüfus) ya göç etti ya da pratiklerini değiştirdi. Geride kalan emanetçi yeni zenginler ise, Paris veya Milano‘daki markalara parayı gömerken, Türkiye‘nin kendi zanaatkârını (terzisini) desteksiz bıraktı.
O’nun terzilik anlayışı, mimari bir bilgidir: Bir merdiven basamağının 19 cm olduğunu bilmezseniz, o etek yırtmacını açamazsınız.
Bu, Türkiye‘nin liyakat çöküşüne yapılmış en zarif ama en sert eleştiridir. Şansal, sadece kumaş değil, kültür ve bilgi satan bir zanaatkârdı. Ve o bilgiye talep kalmayınca, o da zanaatını (ve 2 tırlık devasa moda arşivini) Türkiye‘den taşıdı.
3. Bölüm: O “Anarşizan” ve “Aykırı” Ruh (Şansal Kimdir?)
Şansal‘ı eşsiz kılan, O’nun kamburlarıdır. O’nun felsefesi nettir: Kamburlarınızı zımparalayarak onlardan kurtulmaya çalışmayın. Matlaşmaktan başka bir işe yaramaz. Eğer o kamburları cilalayıp silaha döndürebilirseniz, o zaman başarılı olursunuz.

O’nun kamburu, O’nun farklılığı ve aykırılığıdır. Ve o, bu kamburu silaha dönüştürmüştür.
- 68 Yaşında, 50’sinde Görünmesi: O, Hilmi Hacaloğlu‘na Ben değişiyorum derken, bunu evrimsel bir değişim olarak açıklar. Yeni lezzetler, yeni diller (şimdi Kıbrıs’ta Rumca öğreniyor), yeni coğrafyalar… O, fiziksel olarak genç görünmesini, bu zihinsel merakına ve değişime açık olmasına borçludur.
- Toplu Taşıma Kullanması: 65 yaş üstü kartıyla metroya veya vapura binmesi, bir şov değildir. Bu, O’nun sınıfsal duruşudur. Zengin olduğu düşünülen bir figürün, havalimanından şehre 2.000 TL taksi parası vereceğime 60 liraya gelirim demesi, Türkiye‘nin rant düzenine bir anarşizan eleştiridir.
- Erkek Dikememesi: Ben erkek dikemiyorum, erkek dikersem kadın gibi oluyorlar sözü, O’nun uzmanlık alanına duyduğu saygıyı ve kendi sınırlarını bilme erdemini gösterir. O, her işi yapan değil, kendi işini (kadın terziliği) mükemmel yapan bir zanaatkârdır.
4. Bölüm: “Burda Olmaz” ve Umut (Gelecek)
Şansal, Kıbrıs‘ta kapısı açık (güvenli) bir hayat sürerken, Türkiye‘ye “Burda Olmaz” adını verdiği retorik gösterileri için gelmeye devam ediyor. Bu gösteriler, 180 kez sahnelenmiş ve 70.000 kişi tarafından izlenmiş.
Bu, O’nun susturulmak istenirken, daha çok konuştuğunun kanıtıdır.
Peki, Türkiye‘nin bu karanlık tablosuna (deprem riski, kentsel dönüşüm rantı, ekonomik adaletsizlik) bakarken umutsuz mu?
Hayır. O, Hilmi Hacaloğlu‘na Çok iyimser ve çok umutluyum diyor.
Neden? Çünkü Şansal‘a göre, Türkiye toplumu kadar dönek bir toplum yoktur.
Bu döneklik, O’na göre kötü bir şey değil, dinamik bir şey. Bu toplum bir günde döner diyor. Bugün sevdiğini yarın taşlar. Bu balık hafızalı ve esen rüzgâra göre hızla değişen yapı, O’nu geleceğe dair umutlandırıyor. Çünkü bu kaos, aynı zamanda devrim potansiyeli taşıyor.
Vora.com.tr’den Not: Barbaros Şansal‘ın portresi, konforlu bir portre değildir. O, rahatsız edicidir. 68 yaşında olmasına rağmen 50’sinde görünmesi, estetik bir mucize değil, zihinsel bir direnişin sonucudur.
O, Türkiye‘nin aile içi şiddetini en yakından yaşayan, linç edilen ama ülkesini AİHM’e şikayet etmeyen, küsmeyen bir geçimsiz evladıdır. O’nu vatan haini olarak görmek kolaydır; oysa O’nu vatanperver bir eleştirmen olarak anlamak, bu ülkenin kendisiyle yüzleşmesi demektir.

