Yazar: VORA

Türk sineması son yıllarda biyografi filmleriyle büyük bir sınav veriyor. Müslüm Gürses, Bergen, Dilberay, Cem Karaca, Murat Göğebakan ve Barış Akarsu gibi isimlerin hayatları beyazperdeye taşındı. Bu filmlerin kimisi gişe rekorları kırdı, kimisi ise eleştiri oklarının hedefi oldu. Ancak şimdi sırada, belki de hepsinden daha zor, daha hassas ve toplumun her kesiminin üzerinde titrediği bir isim var: Adile Naşit. O, bizim Hafize Anamız, uykudan önce masallar anlatan o yumuşak sesimiz ve o meşhur kahkahanın sahibi. Ancak o kahkahanın arkasında, evladını kaybetmiş bir annenin ve sahnede büyümüş bir kadının derin hüznü saklı. Yapımcılığını Gani Müjde ve ekibinin üstlendiği, uzun süredir hazırlık…

Devamını oku

Polisiye ve suç dizileri genellikle tek bir soru üzerine kuruludur: Bunu kim yaptı? İngilizcede buna Whodunnit denir. Katili bulana kadar geçen süre, dizinin ömrünü belirler. Ancak 2017 yılında ekranlara gelen ve dört sezon boyunca izleyiciyi nefessiz bırakan The Sinner, bu formülü tamamen çöpe attı ve masaya çok daha rahatsız edici, çok daha derin bir soru koydu: Bunu neden yaptı? Buna sektörde Whydunnit deniyor. Yani nedenini bulma hikayesi. Dizinin ilk sezonunun o meşhur açılış sahnesini hatırlayın veya hayal edin: Güneşli bir gün, kalabalık bir halk plajı, ailesiyle piknik yapan genç bir anne. Ve aniden, hiçbir sebep yokken, elindeki meyve bıçağıyla tanımadığı…

Devamını oku

Sinema, doğası gereği tekrarı seven bir sanattır. İyi bir hikaye, tek bir coğrafyaya veya tek bir döneme hapsolamaz. Bazen Güney Kore’nin karanlık bir sokağında başlayan intikam öyküsü Hollywood bulvarlarında yeniden canlanır, bazen de Fransız aristokrasisinin salonlarında filizlenen bir dostluk, Türk sinemasının sıcak ve samimi dokusuyla buluşur. Remake yani yeniden çevrim kültürü, izleyiciler arasında her zaman bıçak sırtı bir konudur. Bir kesim, orijinal eserin ruhunun bozulduğunu ve ticari kaygılarla tüketildiğini savunurken, diğer kesim hikayenin yeni bir kültürel kodla zenginleştiğini düşünür. Peki, sinema tarihine baktığımızda bu terazinin kefesi ne tarafa ağır basıyor? Hangi filmler aslını yaşatırken kendi efsanesini yarattı, hangileri sadece kötü…

Devamını oku

New York sosyetesini parmağında oynatan, bankaları dolandıran ve lüks otelleri evi gibi kullanan o gözlüklü, tuhaf aksanlı kızın hikayesini hepimiz biliyoruz. Ancak bugün karşımızda duran kadın, mahkeme salonunda gördüğümüz o solgun ve bakımsız Anna Sorokin değil. Hapishaneden çıktıktan sonra geçirdiği fiziksel ve stilistik dönüşümle adeta bambaşka birine evrilen Anna Delvey (veya gerçek adıyla Sorokin), suçun nasıl nakde ve şöhrete çevrilebileceğinin canlı bir kanıtı. Netflix’in Inventing Anna dizisiyle küresel bir fenomene dönüşen bu hikaye, 2025 itibarıyla yeni bir boyuta taşındı. Artık karşımızda bir dolandırıcı değil, estetik operasyonlarla yüzünü ve imajını yeniden yaratan, markalarla iş birliği yapan ve sanat dünyasında alıcı bulan…

Devamını oku

Gastronomi dünyasının en prestijli, en korkulan ve en arzulanan kırmızı rehberi Michelin Guide, nihayet Türkiye topraklarına adım atalı birkaç yıl oldu. İstanbul ile başlayan bu macera, İzmir ve Bodrum’un da eklenmesiyle Ege ve Akdeniz kıyılarına yayıldı. Artık Türk şefleri, sadece kebap ve döner ile değil, Anadolu’nun kadim reçetelerini modern tekniklerle yorumlayan tabağıyla dünya sahnesinde boy gösteriyor. Michelin yıldızı, bir restoran için sadece bir ödül değil, aynı zamanda küresel bir onay mührü. Peki, bu yıldızlar nasıl kazanılıyor? Bir lastik üreticisinin rehberi, nasıl oldu da dünyanın en önemli gastronomi otoritesine dönüştü? Ve en önemlisi, Türkiye’nin Michelin yıldızlı gurur tabloları kimler? Vora olarak,…

Devamını oku

Televizyonu açıyoruz, yeni bir dizi başlıyor. Başroldeki esas kız ile esas oğlan birbirine çok yakışıyor. Senaryo gereği büyük bir aşk yaşıyorlar. Ve tesadüfe bakın ki, dizinin ikinci bölümü yayınlanmadan hemen önce, o iki oyuncunun sette yakınlaştığına dair fısıltılar magazin sayfalarına düşüyor. Üçüncü bölümden önce ise bir mekandan el ele çıkarken veya teknede gizlice çekilmiş fotoğrafları servis ediliyor. Bu senaryo size tanıdık geldi mi? Gelmeli. Çünkü son on yıldır Türk dizi sektörü, projelerini sadece senaryo ile değil, başrol oyuncularının gerçek hayattaki (veya gerçekmiş gibi sunulan) ilişkileri üzerinden pazarlıyor. Buna sektörde PR İlişkisi deniyor. Yani Halkla İlişkiler çalışması. Reytingleri artırmak, sosyal medyada…

Devamını oku

Yıllar boyunca estetik operasyonlar, botokslar ve dolgular hep kadın ünlülerin tekelindeydi. Ajda Pekkan’ın gençlik sırlarını konuşur, Seda Sayan’ın Fransız Askısı’nı tartışırdık. Ancak son dönemde rüzgar tersine döndü. Artık magazin manşetlerinde yüzü değişmiş, ifadesi donmuş ve tanınmakta zorlanılan erkek starlar var. Gökhan Özen, Rafet El Roman, Mustafa Sandal ve hatta dünyada Zac Efron veya Simon Cowell… Bu isimlerin son halleri, sadece başarısız birer estetik müdahale değil, modern erkeğin yaşlanma ile olan travmatik imtihanının birer kanıtı. Peki, erkekler neden kadınlardan daha başarısız estetik sonuçlarla karşılaşıyor? Maskülen görünme çabası nasıl oluyor da bir anda feminen veya yapay bir ifadeye dönüşüyor? Vora olarak, erkek…

Devamını oku

Türk sineması, son yılların en iddialı ve en yıldızlı projelerinden biriyle salonları dolduruyor. Başrollerinde usta aktör Haluk Bilginer ve yeni nesil mizahın bayrak taşıyıcısı Feyyaz Yiğit’in yer aldığı Yan Yana filmi, kağıt üzerinde kusursuz bir gişe canavarı gibi duruyor. Yapımcılar bu proje için hiçbir masraftan kaçınmamış. Türkiye’nin ilk IMAX filmi etiketiyle pazarlanan, dev bütçeli, dev kadrolu ve garantili bir senaryoya sahip bir iş var karşımızda. Ancak ışıklar sönüp film başladığında, sinemaseverlerin zihninde tek bir soru beliriyor: Biz bu filmi daha önce izlememiş miydik? Cevap ne yazık ki evet. Hem de defalarca. Vora olarak, vizyondaki Yan Yana filmini, ilham aldığı (veya…

Devamını oku

Sabah uyanır uyanmaz telefona sarılmak, gün boyu bitmeyen bildirim yağmuru ve akşam olduğunda hissedilen o derin boşluk hissi. Modern insanın beyni, sürekli olarak hızlı ve zahmetsiz haz arayışında. Ancak bu ucuz dopamin kaynakları, bizi mutlu etmek yerine daha yorgun ve daha mutsuz kılıyor. İşte tam bu noktada, global wellness dünyasından yükselen yeni ve oldukça mantıklı bir trend imdadımıza yetişiyor: Dopamin Menüsü. Peki, nedir bu Dopamin Menüsü? Bir diyet listesi mi? Hayır. Bu, beynimizi dijital uyuşturuculardan kurtarıp, ona gerçek ve sürdürülebilir mutluluk kaynakları sunmayı hedefleyen kişisel bir eylem planı. Vora olarak, TikTok’ta başlayıp psikologların önerdiği bir metoda dönüşen bu trendi, Türkiye…

Devamını oku