Yazar: VORA

Televizyonu açıyoruz, yeni bir dizi başlıyor. Başroldeki esas kız ile esas oğlan birbirine çok yakışıyor. Senaryo gereği büyük bir aşk yaşıyorlar. Ve tesadüfe bakın ki, dizinin ikinci bölümü yayınlanmadan hemen önce, o iki oyuncunun sette yakınlaştığına dair fısıltılar magazin sayfalarına düşüyor. Üçüncü bölümden önce ise bir mekandan el ele çıkarken veya teknede gizlice çekilmiş fotoğrafları servis ediliyor. Bu senaryo size tanıdık geldi mi? Gelmeli. Çünkü son on yıldır Türk dizi sektörü, projelerini sadece senaryo ile değil, başrol oyuncularının gerçek hayattaki (veya gerçekmiş gibi sunulan) ilişkileri üzerinden pazarlıyor. Buna sektörde PR İlişkisi deniyor. Yani Halkla İlişkiler çalışması. Reytingleri artırmak, sosyal medyada…

Devamını oku

Yıllar boyunca estetik operasyonlar, botokslar ve dolgular hep kadın ünlülerin tekelindeydi. Ajda Pekkan’ın gençlik sırlarını konuşur, Seda Sayan’ın Fransız Askısı’nı tartışırdık. Ancak son dönemde rüzgar tersine döndü. Artık magazin manşetlerinde yüzü değişmiş, ifadesi donmuş ve tanınmakta zorlanılan erkek starlar var. Gökhan Özen, Rafet El Roman, Mustafa Sandal ve hatta dünyada Zac Efron veya Simon Cowell… Bu isimlerin son halleri, sadece başarısız birer estetik müdahale değil, modern erkeğin yaşlanma ile olan travmatik imtihanının birer kanıtı. Peki, erkekler neden kadınlardan daha başarısız estetik sonuçlarla karşılaşıyor? Maskülen görünme çabası nasıl oluyor da bir anda feminen veya yapay bir ifadeye dönüşüyor? Vora olarak, erkek…

Devamını oku

Türk sineması, son yılların en iddialı ve en yıldızlı projelerinden biriyle salonları dolduruyor. Başrollerinde usta aktör Haluk Bilginer ve yeni nesil mizahın bayrak taşıyıcısı Feyyaz Yiğit’in yer aldığı Yan Yana filmi, kağıt üzerinde kusursuz bir gişe canavarı gibi duruyor. Yapımcılar bu proje için hiçbir masraftan kaçınmamış. Türkiye’nin ilk IMAX filmi etiketiyle pazarlanan, dev bütçeli, dev kadrolu ve garantili bir senaryoya sahip bir iş var karşımızda. Ancak ışıklar sönüp film başladığında, sinemaseverlerin zihninde tek bir soru beliriyor: Biz bu filmi daha önce izlememiş miydik? Cevap ne yazık ki evet. Hem de defalarca. Vora olarak, vizyondaki Yan Yana filmini, ilham aldığı (veya…

Devamını oku

Sabah uyanır uyanmaz telefona sarılmak, gün boyu bitmeyen bildirim yağmuru ve akşam olduğunda hissedilen o derin boşluk hissi. Modern insanın beyni, sürekli olarak hızlı ve zahmetsiz haz arayışında. Ancak bu ucuz dopamin kaynakları, bizi mutlu etmek yerine daha yorgun ve daha mutsuz kılıyor. İşte tam bu noktada, global wellness dünyasından yükselen yeni ve oldukça mantıklı bir trend imdadımıza yetişiyor: Dopamin Menüsü. Peki, nedir bu Dopamin Menüsü? Bir diyet listesi mi? Hayır. Bu, beynimizi dijital uyuşturuculardan kurtarıp, ona gerçek ve sürdürülebilir mutluluk kaynakları sunmayı hedefleyen kişisel bir eylem planı. Vora olarak, TikTok’ta başlayıp psikologların önerdiği bir metoda dönüşen bu trendi, Türkiye…

Devamını oku

Jeffrey Epstein, 10 Ağustos 2019’da Manhattan’daki bir hapishane hücresinde ölü bulundu. Ancak altı yıl sonra bile, O’nun adı, küresel çapta bir sosyal zehir, siyasi bir skandal ve korku objesi olmaya devam ediyor. Peki, Jeffrey Epstein olayı nedir? Neden ABD’nin ve diğer ülkelerin en önemli isimleri, bu isimle yan yana gelmek istemiyor; geçmişte O’nunla çekilmiş bir fotoğraf karesine girenler ise, bu lekeyi temizlemek için milyonlar harcıyor? Epstein, basit bir cinsel suçlu değildi. O, küresel elitler için, reşit olmayan kız çocuklarını kapsayan, sofistike bir cinsel tacir ağı (sex trafficking network) kurmakla suçlanan bir finansördü. O’nun hikayesi, zengin bir adamın suçları değil; paranın,…

Devamını oku

Sinema dünyasının gündemi, 31 Ekim’de vizyona giren tek bir isimle kilitlenmiş durumda: Bugonia. Peki, Bugonia’yı yılın en önemli sinema olayı yapan nedir? Cevap, bu filmin arkasındaki yaratıcı ekibin kim olduğunda gizli. Bu, normal bir film değil; bu, modern auteur (yönetmen) sinemasının en karanlık ve dâhi beyinlerinin bir araya geldiği, kutsal olmayan bir ittifak. Yönetmen: Yorgos Lanthimos. Yani The Lobster, The Favourite ve Poor Things gibi garip, absürt ve rahatsız edici başyapıtların Yunan yönetmeni. Senarist: Will Tracy. Yani Succession’ın ve The Menunun o keskin ve mide bulandırıcı sınıf eleştirisinin arkasındaki kalem. Yapımcı: Ari Aster. Yani Hereditary (Ayin) ve Midsommar (Ritüel) ile…

Devamını oku

Hızın, hızlı ve anlık dikkat gerektiren içeriklerin ve yüzeysel dijital ilişkilerin hakim olduğu bir çağda yaşıyoruz. Bu çağda, 1968 yapımı, siyah-beyaz bir filmin, Vesikalı Yarim’in, Z kuşağının bile kült filmi olması, nostalji ile açıklanabilecek basit bir duygu değildir. Vesikalı Yarim, bir film değildir; o, İstanbul’un kendisi gibi iki yakası bir araya gelmeyen, imkansız bir aşkın anatomisidir. O, Türkiye’nin sınıfsal ve ahlaki ikiyüzlülüğüne, Yeşilçam’ın tam kalbinden yapılmış en sessiz, en zarif ve en gerçekçi eleştiridir. Peki, Safa Önal’ın bu efsanevi senaryosunun hikayesi nereden geliyor? Gerçek bir hikayeden mi alınmış? Türkan Şoray’ın bu filmi unutulmazları arasına sokmasının nedeni nedir? Ve Kasım 2025’te,…

Devamını oku

Türkiye’de ünlü olmanın yazılı olmayan kuralları vardır: Bir kitleye ait olmak, taraftar toplamak ve güvenli limanlarda konuşmak. Ve bir de Barbaros Şansal vardır. O, bu kuralların hiçbirine uymaz. O, bir vesikalık fotoğraf gibi sığdırıldığı çerçevelere karşıdır. 68 yaşında olmasına rağmen, enerjisiyle 50 yaşında bile görünmeyen bu aykırı figür, Türkiye’nin kolektif vicdanının en sivri ve en rahatsız edici sesidir. Peki, Barbaros Şansal kimdir? Bir vatan haini mi, yoksa kendisinin de Hilmi Hacaloğlu’na verdiği o meşhur “Biz Burada Ne Yaşıyoruz” röportajında düzelttiği gibi, vatansever değil de vatanperver (vatanını koruyan/gözeten) biri mi? Bir kesim onu neden sevmiyor? Ve ustası Yıldırım Mayruk ile Kıbrıs’a…

Devamını oku

Gündemimiz, artık münferit trajedi olarak kabul edilemeyecek, sistemik bir çöküşün semptomlarıyla dolu. İstanbul Beşiktaş’ta, lüks bir binanın altındaki gece kulübü tadilatında çıkan yangında 29 insanın (işçilerin) kaçış kapısı olmadığı için yanarak ölmesi. Henüz 13 yaşında, 9 suç kaydı olan bir çocuğun, sokak ortasında 60 yaşında bir adamı silahla öldürmesi. Basit bir estetik operasyon veya saç ektirme seansı için Türkiye’ye gelen turistlerin, merdiven altı kliniklerde ölmesi. Sahte içkiden, hijyensiz bir gıda satıcısından (kumpirci gibi) veya denetimsiz bir restorandan yenen yemekle insanların ölmesi. Son 1-2 yıla bakıldığında, Türkiye, dünya medyasında artık parlayan bir turizm cenneti olarak değil, trajik ihmallerin, korkunç kazaların ve…

Devamını oku