Yazar: VORA

Jeffrey Epstein, 10 Ağustos 2019’da Manhattan’daki bir hapishane hücresinde ölü bulundu. Ancak altı yıl sonra bile, O’nun adı, küresel çapta bir sosyal zehir, siyasi bir skandal ve korku objesi olmaya devam ediyor. Peki, Jeffrey Epstein olayı nedir? Neden ABD’nin ve diğer ülkelerin en önemli isimleri, bu isimle yan yana gelmek istemiyor; geçmişte O’nunla çekilmiş bir fotoğraf karesine girenler ise, bu lekeyi temizlemek için milyonlar harcıyor? Epstein, basit bir cinsel suçlu değildi. O, küresel elitler için, reşit olmayan kız çocuklarını kapsayan, sofistike bir cinsel tacir ağı (sex trafficking network) kurmakla suçlanan bir finansördü. O’nun hikayesi, zengin bir adamın suçları değil; paranın,…

Devamını oku

Sinema dünyasının gündemi, 31 Ekim’de vizyona giren tek bir isimle kilitlenmiş durumda: Bugonia. Peki, Bugonia’yı yılın en önemli sinema olayı yapan nedir? Cevap, bu filmin arkasındaki yaratıcı ekibin kim olduğunda gizli. Bu, normal bir film değil; bu, modern auteur (yönetmen) sinemasının en karanlık ve dâhi beyinlerinin bir araya geldiği, kutsal olmayan bir ittifak. Yönetmen: Yorgos Lanthimos. Yani The Lobster, The Favourite ve Poor Things gibi garip, absürt ve rahatsız edici başyapıtların Yunan yönetmeni. Senarist: Will Tracy. Yani Succession’ın ve The Menunun o keskin ve mide bulandırıcı sınıf eleştirisinin arkasındaki kalem. Yapımcı: Ari Aster. Yani Hereditary (Ayin) ve Midsommar (Ritüel) ile…

Devamını oku

Hızın, hızlı ve anlık dikkat gerektiren içeriklerin ve yüzeysel dijital ilişkilerin hakim olduğu bir çağda yaşıyoruz. Bu çağda, 1968 yapımı, siyah-beyaz bir filmin, Vesikalı Yarim’in, Z kuşağının bile kült filmi olması, nostalji ile açıklanabilecek basit bir duygu değildir. Vesikalı Yarim, bir film değildir; o, İstanbul’un kendisi gibi iki yakası bir araya gelmeyen, imkansız bir aşkın anatomisidir. O, Türkiye’nin sınıfsal ve ahlaki ikiyüzlülüğüne, Yeşilçam’ın tam kalbinden yapılmış en sessiz, en zarif ve en gerçekçi eleştiridir. Peki, Safa Önal’ın bu efsanevi senaryosunun hikayesi nereden geliyor? Gerçek bir hikayeden mi alınmış? Türkan Şoray’ın bu filmi unutulmazları arasına sokmasının nedeni nedir? Ve Kasım 2025’te,…

Devamını oku

Türkiye’de ünlü olmanın yazılı olmayan kuralları vardır: Bir kitleye ait olmak, taraftar toplamak ve güvenli limanlarda konuşmak. Ve bir de Barbaros Şansal vardır. O, bu kuralların hiçbirine uymaz. O, bir vesikalık fotoğraf gibi sığdırıldığı çerçevelere karşıdır. 68 yaşında olmasına rağmen, enerjisiyle 50 yaşında bile görünmeyen bu aykırı figür, Türkiye’nin kolektif vicdanının en sivri ve en rahatsız edici sesidir. Peki, Barbaros Şansal kimdir? Bir vatan haini mi, yoksa kendisinin de Hilmi Hacaloğlu’na verdiği o meşhur “Biz Burada Ne Yaşıyoruz” röportajında düzelttiği gibi, vatansever değil de vatanperver (vatanını koruyan/gözeten) biri mi? Bir kesim onu neden sevmiyor? Ve ustası Yıldırım Mayruk ile Kıbrıs’a…

Devamını oku

Gündemimiz, artık münferit trajedi olarak kabul edilemeyecek, sistemik bir çöküşün semptomlarıyla dolu. İstanbul Beşiktaş’ta, lüks bir binanın altındaki gece kulübü tadilatında çıkan yangında 29 insanın (işçilerin) kaçış kapısı olmadığı için yanarak ölmesi. Henüz 13 yaşında, 9 suç kaydı olan bir çocuğun, sokak ortasında 60 yaşında bir adamı silahla öldürmesi. Basit bir estetik operasyon veya saç ektirme seansı için Türkiye’ye gelen turistlerin, merdiven altı kliniklerde ölmesi. Sahte içkiden, hijyensiz bir gıda satıcısından (kumpirci gibi) veya denetimsiz bir restorandan yenen yemekle insanların ölmesi. Son 1-2 yıla bakıldığında, Türkiye, dünya medyasında artık parlayan bir turizm cenneti olarak değil, trajik ihmallerin, korkunç kazaların ve…

Devamını oku

Milyonlarca insan, ikiye bölünmüş durumda. Hayır, siyasi bir seçimden bahsetmiyoruz; Kızılcık Şerbeti mi, yoksa Yalı Çapkını mı izlenecek, o kutsal Cuma akşamı reyting savaşından bahsediyoruz. Türkiye’nin gündelik hayatı, zaten kutuplaşmanın kendisi. Ekonomik, siyasi ve sosyal olarak iki ayrı evrende yaşıyor gibiyiz. Ve bu gerçek hayat kaosundan o kadar bunalmış ve yorgunuz ki (Bkz: Neden Muzo dinliyoruz analizi), akşam eve geldiğimizde huzur aramamız beklenir. Peki, neden tam tersini yapıyoruz? Neden huzur yerine, Kızılcık Şerbeti, Yalı Çapkını veya Ömer gibi, çarpışan hayatları yani kutuplaşmanın tam da kendisini anlatan dizilere kilitleniyoruz? Bu reyting sırrı nedir? Toplumun kutuplaşmasını ekranda izlemenin psikolojik tatmini nedir? Bu,…

Devamını oku

Kış planlarının yapıldığı, o Avrupa’da Noel pazarı hayallerinin kurulduğu dönemdeyiz. Ancak bu hayaller, son birkaç yıldır, Türkiye vatandaşları için sistematik bir hayal kırıklığına dönüşmüş durumda: Schengen vize reddi krizi. Batı’nın bize kapattığı o vize duvarı, bir engel olmanın ötesinde, itibarımızı zedeleyen ve istenmeme hissi yaratan bir kolektif kriz. Peki, Vora okuru bu reddi bir son olarak mı görmeli? Asla. Biz bunu bir fırsat olarak görüyoruz. Bu duvar, bizi konforlu ve klişe rotalardan (Paris, Roma, Berlin) vazgeçip, pusulayı çok daha otantik, karakterli ve keşfedilmemiş sulara çevirmeye zorluyor. Avrupa’ya gidemeyen kaliteli gezgine, ucuz olduğu için değil, Vora’ya yakışır derecede cool ve derinlikli…

Devamını oku

Hızlı şöhretlerin, “toksik” figürlerin ve “gürültülü” fenomenlerin hakim olduğu bir kültürde yaşıyoruz. Ve bu kaosun tam ortasında, son on yılın en “büyük” ve en “anlamlı” küresel yıldızı olarak Timothée Chalamet duruyor. 2024 yılını Dune: Bölüm İki ve Wonka ile, yani gişede milyarlarca dolar kazanan iki devasa filmle “fethetti”. 2025 itibarıyla, yaklaşan Bob Dylan biyografisi A Complete Unknown ile Oscar’ın en güçlü adayı. Peki, Hollywood’un “kaslı”, “maço” ve “gürültülü” erkek kahraman prototiplerinden bu kadar uzak olan bu “zayıf”, “androjen” (cinsiyet sınırlarını belirsizleştiren) ve “melankolik” genç adam, nasıl oldu da dünyanın “en çok arzulanan” figürü haline geldi? Cevap, Chalamet’nin bir “ürün” değil,…

Devamını oku