Abone Ol ve Güncelle
Girişimcilik ve ilham hikayelerinden haberdar olun.
Yazar: VORA
Türkiye’de 50.000 TL’lik bir mont almak mı? İçerik üreticisi Burak Cemo, o parayla Almanya’ya uçakla gidip, 2 gün otelde kalıp, aynı Columbia montu almanın “daha ucuza” geldiğini kanıtladı. Üstelik 16.000 TL de cep harçlığı kalıyor. Alım gücümüzün trajikomik analizi Vora’da.
Milyonlarca insan, ikiye bölünmüş durumda. Hayır, siyasi bir seçimden bahsetmiyoruz; Kızılcık Şerbeti mi, yoksa Yalı Çapkını mı izlenecek, o kutsal Cuma akşamı reyting savaşından bahsediyoruz. Türkiye’nin gündelik hayatı, zaten kutuplaşmanın kendisi. Ekonomik, siyasi ve sosyal olarak iki ayrı evrende yaşıyor gibiyiz. Ve bu gerçek hayat kaosundan o kadar bunalmış ve yorgunuz ki (Bkz: Neden Muzo dinliyoruz analizi), akşam eve geldiğimizde huzur aramamız beklenir. Peki, neden tam tersini yapıyoruz? Neden huzur yerine, Kızılcık Şerbeti, Yalı Çapkını veya Ömer gibi, çarpışan hayatları yani kutuplaşmanın tam da kendisini anlatan dizilere kilitleniyoruz? Bu reyting sırrı nedir? Toplumun kutuplaşmasını ekranda izlemenin psikolojik tatmini nedir? Bu,…
Kış planlarının yapıldığı, o Avrupa’da Noel pazarı hayallerinin kurulduğu dönemdeyiz. Ancak bu hayaller, son birkaç yıldır, Türkiye vatandaşları için sistematik bir hayal kırıklığına dönüşmüş durumda: Schengen vize reddi krizi. Batı’nın bize kapattığı o vize duvarı, bir engel olmanın ötesinde, itibarımızı zedeleyen ve istenmeme hissi yaratan bir kolektif kriz. Peki, Vora okuru bu reddi bir son olarak mı görmeli? Asla. Biz bunu bir fırsat olarak görüyoruz. Bu duvar, bizi konforlu ve klişe rotalardan (Paris, Roma, Berlin) vazgeçip, pusulayı çok daha otantik, karakterli ve keşfedilmemiş sulara çevirmeye zorluyor. Avrupa’ya gidemeyen kaliteli gezgine, ucuz olduğu için değil, Vora’ya yakışır derecede cool ve derinlikli…
Hızlı şöhretlerin, “toksik” figürlerin ve “gürültülü” fenomenlerin hakim olduğu bir kültürde yaşıyoruz. Ve bu kaosun tam ortasında, son on yılın en “büyük” ve en “anlamlı” küresel yıldızı olarak Timothée Chalamet duruyor. 2024 yılını Dune: Bölüm İki ve Wonka ile, yani gişede milyarlarca dolar kazanan iki devasa filmle “fethetti”. 2025 itibarıyla, yaklaşan Bob Dylan biyografisi A Complete Unknown ile Oscar’ın en güçlü adayı. Peki, Hollywood’un “kaslı”, “maço” ve “gürültülü” erkek kahraman prototiplerinden bu kadar uzak olan bu “zayıf”, “androjen” (cinsiyet sınırlarını belirsizleştiren) ve “melankolik” genç adam, nasıl oldu da dünyanın “en çok arzulanan” figürü haline geldi? Cevap, Chalamet’nin bir “ürün” değil,…
İlk görüşte aşka inanır mısınız? Peki, o ilk görüşün bir trajediyle gölgelendiği, imkansız bir aşka ne dersiniz? Ya da daha karmaşığı: Her gün gördüğünüz, birlikte yaşadığınız o kişinin içindeki yabancıya aşık olabilir misiniz?
Amazon Türkiye’nin çok satan kitaplar listesi, Vora için analiz edildi. Zirvede “Bekle Beni” ile yine Zülfü Livaneli yer alırken, Matt Haig (Gece Yarısı Kütüphanesi) ve Marcus Aurelius gibi isimler psikoloji ve anlam arayışını öne çıkarıyor. 2025’in kitap trendleri ve toplumsal ruh hali bu yazıda.
Dijital dünyaya dair en güncel verileri sunan We Are Social’ın 2025 raporu, bu sorunun cevabını “rakamlarla” yüzümüze çarpıyor. Ve tablo, Türkiye için pek de parlak değil. Türkiye, günlük ortalama 7 saat 13 dakika internet kullanımıyla, dünyada en fazla internet kullanan ülkeler arasında, Mısır ile birlikte, altıncı sırada yer alıyor. Ancak bu raporu “sadece” bir “teknoloji haberi” olarak okumak, resmin tamamını kaçırmak demektir. Bu “ilgi çekici” istatistiğin altını kazıdığımızda, karşımıza “teknik” bir veriden çok, “psikolojik” ve “sosyolojik” bir “çöküş” portresi çıkıyor. Kullanıcının o temel sorusu “Neden Instagram’da bu kadar zaman geçiriyoruz?” ile başlayalım. O 7 saat 13 dakikalık toplam internet süresinin…
Arka Sokaklar, bir “dizi” değildir. O, Türkiye’nin “kültürel fikstürü”dür. 31 Temmuz 2006’da ilk yayınlandığında doğan çocuklar, 2025 itibarıyla 19 yaşında, askerliğini yapmış gençler.
Dönüp geriye baktığımızda, 21. yüzyılın bu ilk çeyreğini nasıl tanımlayacağız? Tarihçiler muhtemelen Kalıcı Kriz Çağı diyecekler. Peki, bu kalıcı kriz ne zaman başladı? Neden Türkiye’de de, dünyada da kuyruğumuzu doğrultamadık hissiyatı bu kadar baskın? Pek çok sosyolog ve tarihçi için, o uğursuzluk anı, o kırılma noktası, tek bir güne, tek bir ana ait: 11 Eylül 2001. İkiz Kulelere yapılan saldırı, sadece iki binayı değil, 1990’ların o iyimser dünyasını da yıkan sembolik bir milattı. Atatürk’ün Ankara’yı başkent yapması gibi kurucu eylemlerin aksine, 11 Eylül yıkıcı bir eylemdi. O günden sonra dünya, Türkiye de dahil olmak üzere, bir daha asla tam olamadı.…
Tarkan Tevetoğlu, çeyrek asırdır (hatta 30 yılı aşkın süredir) Türkiye’nin Mega Starı. Peki, nasıl oluyor da O’nun yüzü eskimiyor? 90’larda O’nun kasetleriyle büyüyen X kuşağı da, 2025’te O’nu Spotify’da keşfeden Z kuşağı da O’nu sevmeye devam ediyor?
