Abone Ol ve Güncelle
Girişimcilik ve ilham hikayelerinden haberdar olun.
Yazar: VORA
Hızlı şöhretlerin, “toksik” figürlerin ve “gürültülü” fenomenlerin hakim olduğu bir kültürde yaşıyoruz. Ve bu kaosun tam ortasında, son on yılın en “büyük” ve en “anlamlı” küresel yıldızı olarak Timothée Chalamet duruyor. 2024 yılını Dune: Bölüm İki ve Wonka ile, yani gişede milyarlarca dolar kazanan iki devasa filmle “fethetti”. 2025 itibarıyla, yaklaşan Bob Dylan biyografisi A Complete Unknown ile Oscar’ın en güçlü adayı. Peki, Hollywood’un “kaslı”, “maço” ve “gürültülü” erkek kahraman prototiplerinden bu kadar uzak olan bu “zayıf”, “androjen” (cinsiyet sınırlarını belirsizleştiren) ve “melankolik” genç adam, nasıl oldu da dünyanın “en çok arzulanan” figürü haline geldi? Cevap, Chalamet’nin bir “ürün” değil,…
İlk görüşte aşka inanır mısınız? Peki, o ilk görüşün bir trajediyle gölgelendiği, imkansız bir aşka ne dersiniz? Ya da daha karmaşığı: Her gün gördüğünüz, birlikte yaşadığınız o kişinin içindeki yabancıya aşık olabilir misiniz?
Amazon Türkiye’nin çok satan kitaplar listesi, Vora için analiz edildi. Zirvede “Bekle Beni” ile yine Zülfü Livaneli yer alırken, Matt Haig (Gece Yarısı Kütüphanesi) ve Marcus Aurelius gibi isimler psikoloji ve anlam arayışını öne çıkarıyor. 2025’in kitap trendleri ve toplumsal ruh hali bu yazıda.
Dijital dünyaya dair en güncel verileri sunan We Are Social’ın 2025 raporu, bu sorunun cevabını “rakamlarla” yüzümüze çarpıyor. Ve tablo, Türkiye için pek de parlak değil. Türkiye, günlük ortalama 7 saat 13 dakika internet kullanımıyla, dünyada en fazla internet kullanan ülkeler arasında, Mısır ile birlikte, altıncı sırada yer alıyor. Ancak bu raporu “sadece” bir “teknoloji haberi” olarak okumak, resmin tamamını kaçırmak demektir. Bu “ilgi çekici” istatistiğin altını kazıdığımızda, karşımıza “teknik” bir veriden çok, “psikolojik” ve “sosyolojik” bir “çöküş” portresi çıkıyor. Kullanıcının o temel sorusu “Neden Instagram’da bu kadar zaman geçiriyoruz?” ile başlayalım. O 7 saat 13 dakikalık toplam internet süresinin…
Arka Sokaklar, bir “dizi” değildir. O, Türkiye’nin “kültürel fikstürü”dür. 31 Temmuz 2006’da ilk yayınlandığında doğan çocuklar, 2025 itibarıyla 19 yaşında, askerliğini yapmış gençler.
Dönüp geriye baktığımızda, 21. yüzyılın bu ilk çeyreğini nasıl tanımlayacağız? Tarihçiler muhtemelen Kalıcı Kriz Çağı diyecekler. Peki, bu kalıcı kriz ne zaman başladı? Neden Türkiye’de de, dünyada da kuyruğumuzu doğrultamadık hissiyatı bu kadar baskın? Pek çok sosyolog ve tarihçi için, o uğursuzluk anı, o kırılma noktası, tek bir güne, tek bir ana ait: 11 Eylül 2001. İkiz Kulelere yapılan saldırı, sadece iki binayı değil, 1990’ların o iyimser dünyasını da yıkan sembolik bir milattı. Atatürk’ün Ankara’yı başkent yapması gibi kurucu eylemlerin aksine, 11 Eylül yıkıcı bir eylemdi. O günden sonra dünya, Türkiye de dahil olmak üzere, bir daha asla tam olamadı.…
Tarkan Tevetoğlu, çeyrek asırdır (hatta 30 yılı aşkın süredir) Türkiye’nin Mega Starı. Peki, nasıl oluyor da O’nun yüzü eskimiyor? 90’larda O’nun kasetleriyle büyüyen X kuşağı da, 2025’te O’nu Spotify’da keşfeden Z kuşağı da O’nu sevmeye devam ediyor?
Akşam eve geldiniz. Zihniniz, günün gerçekleriyle dolu: Durmayan ekonomik kaygılar, sokaktaki güvensizlik hissi, sosyal medyadaki bitmeyen siyasi polarizasyon ve o genel umutsuzluk hali. Modern hayat, özellikle Türkiye gündemi, bizi o kadar bunalttı ki, kolektif bir bıkmışlık yaşıyoruz. Ve tam bu tükenmişlik anında, yeni bir podcast veya güncel bir tartışma programı açmak, o bunaltıcı gündemin bir başka versiyonunu eve davet etmek gibi geliyor. Bu yüzden, milyonlarca insan gibi, siz de bir kaçış eylemi gerçekleştiriyorsunuz: 10 yıl önceki bir radyo programının arşivini açıyorsunuz. Hedefiniz Muzaffer Güsar, yani Muzo’nun Muzo ile Yastık Sohbetleri programı. Peki, neden 10-15 yıl önce kaydedilmiş bu programlar, bugünün…
Hepimiz aynı gemideyiz. Kadınlar ve erkekler, Z kuşağından Milenyallere, hepimiz gerçek aşkı arıyoruz. O filmlerdeki gibi, midemizde kelebekler uçuşturan, bizi tamamlayan o büyük duyguyu istiyoruz.
Cep telefonları, artık birer “cihaz” değil; onlar bizim “harici organlarımız”. Ancak bu yeni simbiyotik yaşamın bir “faturası” var. Ve bu fatura, sadece “göz yorgunluğu”ndan ibaret değil.
