Abone Ol ve Güncelle
Girişimcilik ve ilham hikayelerinden haberdar olun.
Yazar: VORA
On yıl önce, Avrupa’nın veya Amerika’nın kapısını çalmak, eğitimli, şehirli bir Türk vatandaşı için “heyecanlı” bir prosedürdü. Bugün ise “küçük düşürücü” bir sorgulamaya dönüştü. Schengen konsolosluklarının önünde biriken o utanç verici “ret” yığınları, o “Vize Duvarı”, sadece bürokratik bir engel değil. O, Batı dünyasının Türkiye’ye ve “Türklük” kimliğine karşı çektiği “kadife” bir perdenin, “Siz artık bizim kulübümüzde değilsiniz” demesinin en somut halidir. Peki, ne oldu? 2000’lerin başında Avrupa Birliği’ne aday, Doğu ile Batı arasında “modern, dinamik ve laik” bir köprü olarak parlatılan “Marka Türkiye”, nasıl oldu da 2025 itibarıyla “güvenilmez”, “kaotik” ve “Ortadoğulu geri kalmış bir millet” algısına hapsoldu? Bu…
Güney Kore yapımı “Mouse” dizisinin temel sorusu şuydu: Bilim, “psikopat genini” anne karnında, bir fetüsten %99 doğrulukla tespit edebilen bir test icat etse ne olurdu?
Bir yanda 2005 yılında Hindistan’da “kült” mertebesine ulaşan, yönetmen S. Shankar’ın renkli, opera-vari adalet çığlığı “Anniyan”. Diğer yanda, 2025 Türkiye’sinin “neo-noir” karanlığından beslenen, (varsayımsal) “Dehşet Bey”.
Nevzat Aydın, Türk girişimci, melek yatırımcı ve filantropisttir. Türkiye’nin ilk ve en büyük online yemek siparişi portalı Yemeksepeti’nin kurucu ortağı ve eski CEO’sudur. 2015’te şirketini Delivery Hero’ya sattıktan sonra, satıştan elde ettiği kişisel payından 27 Milyon Dolar’ı çalışanlarıyla paylaşmasıyla tanınır. Günümüzde teknoloji girişimlerine mentorluk yapmaktadır.
Ferdi Tayfur fenomeni, bir “müzik” başarısı değildir; bu, sosyolojik bir “kazanım”dır. O, Orhan Gencebay’ın “felsefi” derinliği ile Müslüm Gürses’in “fatalist” (kaderci) teslimiyeti arasında duran, Türkiye’nin “öteki” yüzünün hem “vicdanı” hem de “isyanı” oldu.
Güneşli bir Pazar öğleden sonrası. Moda’da, Cihangir’de veya Alsancak’ta bir kafe. Dışarıdaki masalardan biri “tek” kişilik. Üzerinde bir laptop, bir fincan kahve ve 30’lu yaşlarında bir kadın (ya da bir erkek).
Türkiye’deki Z Kuşağı ve Milenyallerin hayatını tam ortadan ikiye bölen o “varoluşsal” sorunun derinlemesine bir analizidir.
O’nun hikayesi, bir “tesadüf” veya “parlak bir an” hikayesi değil; Harvard’da dövülmüş bir zekanın, Londra finans dünyasında kazandığı “zırhın” ve İstanbul startup sahnesindeki “kusursuz” bir zamanlamanın hikayesidir.
O, Türkiye’nin en “dokunulmaz” kabul edilen bir düzenine, “taksi lobisine” tek başına savaş açan adam. Ve bu savaşı İstanbul sokaklarından New York Borsası’na taşıyan bir stratejist.
O, Türkiye’nin en güçlü soyadlarından birini taşıyor. Ancak O, bu soyadının “gölgesi” olmayı değil, o gölgeyi “güneşe” dönüştüren bir “mimar” olmayı seçti.
