Abone Ol ve Güncelle
Girişimcilik ve ilham hikayelerinden haberdar olun.
Yazar: VORA
2024’ün son çeyreğinde, küresel sinema sahnesi Hindistan’dan gelen bir “kasırga” ile sarsıldı. Bu kasırganın adı: “They Call Him OG” (Türkçe adıyla “Ona OG Derler”). Hint sineması denince aklınıza hâlâ sadece rengarenk danslar ve naif aşk hikayeleri (Bollywood) geliyorsa, “Güney”den, yani Telugu (Tollywood) endüstrisinden gelen bu “stilize şiddet” başyapıtı, tüm önyargılarınızı yıkmak için burada. Bu film Türkiye’deki sinemaseverler için neden hâlâ bu kadar “ilgi çekici”? Çünkü bu devasa Hint filmi, “efsanevi” gangsterinin hikayesinin en kilit anlarını, İstanbul’un kalbinde, Galata’nın ve Sultanahmet’in sokaklarında anlatıyor. Peki, “They Call Him OG” nasıl bir film? Sadece “aksiyon” mu vaat ediyor? İzlemeye değer mi? Hangi tarzı…
Moda ve lüks dünyası, Türkiye’den gelen, “tarihi” olarak nitelendirilebilecek bir haberle çalkalanıyor: Küresel bir “ikon”, “süperstar” ve “pop kültürü imparatoru” olan Jennifer Lopez, Zen Pırlanta’nın yeni marka elçisi oldu. Bu, bir “ünlü iş birliğinden” çok daha fazlası. Bu, Türkiye’nin lüks pazarındaki “cam tavanı” kıran, “Marka Türkiye” algısı için “stratejik” bir “satranç hamlesi”. Peki, nasıl oldu da Avrupa’nın en büyük pırlanta üreticilerinden biri, rotasını J.Lo gibi “ulaşılmaz” görünen bir yıldıza çevirdi? Zen Pırlanta Türk markası mı? Kime ait? Ve en önemlisi, bu devasa anlaşma Türkiye açısından neden bu kadar “güzel bir gelişme”? Vora olarak, bu “parlak” hamlenin arkasındaki “merak edilen soruları”…
Sabahattin Ali, 1928-1930 yılları arasında, “Raif Efendi” gibi, “devlet bursuyla” dil öğrenmek için Almanya’ya (Berlin ve Potsdam) gönderildi. O da Raif gibi “içedönük”, “melankolik”, sanata (özellikle resme) düşkün ve “romantik” bir gençti.
İlk buluşmalar, bir “performans” sahnesidir. Herkes, “en iyi” versiyonunu sunar. Ve bir insan, en iyi halindeyken bile size “kötü” sinyaller veriyorsa, bu bir “işaret” değil, “alevli bir tabela”dır.
Mustafa Kemal Atatürk, 1930 yılında, o falezlerin üzerinde durup Akdeniz’e ve arkasındaki Toros zirvelerine baktığında, o meşhur ve iddialı cümlesini kurmuştu: “Hiç şüphesiz ki Antalya, dünyanın en güzel yeridir.”
Seda Sayan 7, Sezen Aksu 4, Mehmet Ali Erbil 5 evlilik… Ünlüler neden “yeniden denemekten” korkmuyor? Boşanmalar rekor kırarken ve bizler “tek bir” imzadan bile kaçarken, onların bu “seri evlilik” fenomeninin altındaki “adrenalin bağımlılığı”, “narsisizm” ve “kolay çıkış” psikolojisini Vora için masaya yatırdık.
Borsada neden hep kaybediyoruz? Küçük yatırımcı, ABD’li yatırımcının aksine “büyüme” için değil, “enflasyondan kaçmak” için BİST’e giriyor. Türk yatırımcının “panik” ve “tüyo” ile imtihanını ve enflasyonist ortamda borsanın mantıklı olup olmadığını Vora için analiz ettik.
Şalgam suyu, adının aksine, sadece “şalgam” (beyaz turp) ile ilgili değildir. O, asıl rengini ve antioksidan gücünü, siyah (mor) havuçtan alan, laktik asit fermantasyonu ile (tıpkı turşu gibi) “kurulan”, tuzlu, ekşi ve (tercihen) acı bir “fermente” içecektir.
Toplum olarak sağlıklı yaşam ve bakım konularına hiç bu kadar odaklanmamıştık. İstanbul, İzmir, Ankara ve Antalya başta olmak üzere, her köşe başında “spa”, “hamam”, “masaj salonu”, “terapi merkezi” tabelalarına rastlarken, internet reklamlarında da “derin mutlu masaj”, “mutlu sonlu masaj salonu”, “özel spa masaj salonu” gibi internet reklamlarına şahit oluyoruz.
Vefatının 87. yılına bir gün kala, Türkiye’nin kurucusunun portresi, paradokslarla dolu bir “görkem” ve “öfke” mozaiği sunmaya devam ediyor. Bir yanda, Atatürk’ü “20. yüzyılın dehası” olarak selamlayan bir dünya var. Winston Churchill’den John F. Kennedy’ye, hatta kanlı bıçaklı düşmanı Yunan Başbakanı Venizelos’a kadar (ki kendisini 1934’te Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermiştir), tüm küresel aktörlerin “saygısında” birleştiği bir “evrensel” figür. Diğer yanda ise, bu “evrensel” figüre karşı, kendi ülkesinin “içinden” gelen, nesiller boyu aktarılan, kemikleşmiş bir “nefret” var. Sizin de tespit ettiğiniz gibi, bu “radikal-muhafazakâr” kesimin Atatürk’e yönelttiği öfke; Hristiyanlara, Yahudilere veya Şii Müslümanlara yönelttikleri öfkeden çok daha “derin” ve “kişisel”dir.…
